12.SINIF TÜRK EDEBİYATI BEŞ HECECİLER

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 21:46

Beş Hececiler (“Hecenin Beş Şairi”, “Hececiler”, “Hecenin Beş Ozanı”)

  1. Meşrutiyet’ten sonra hece vezniyleve konuşulan halk diliyle, Millî Edebiyat akımının görüşleri doğrultusunda şiir yazan beş şairin Türk edebiyatındaki genel adı.

Grubu oluşturan beş şair; Orhan Seyfi OrhonEnis Behiç KoryürekHalit Fahri OzansoyYusuf Ziya Ortaç ve Faruk Nafiz Çamlıbel’dir.

Şiire I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında başlamış ve aruz vezninde yazdıkları şiirlerle adlarını duyurmuş olan Beş Hececiler’in Türkçe ve hece vezniyle şiir yazmayı benimsemelerinde Ziya Gökalp’ın etkisi büyüktür. Daha çok şiirleriyle tanınmış ancak edebiyatın hemen her türünde eser vermişlerdir. Heceyi tiyatro eserlerinde de kullandıkları görülür.Millî zevke uygun olarak 11’li heceyi yaygın olarak kullanmışlardır.

Ortak bir sanat bildirileri olmayan bu şairlerin sanat ve edebiyat görüşlerinde tam bir uyum yoktur. Konuları işleyişlerinde de dağınıklık görülür. Kahramanlık, aşk, kadın, hasret, ayrılık, kıskançlık, inanma ihtiyacı, tabiat görüntüleri, hatıralar, ölüm, yalnızlık, vatan konularına geniş yer vermişlerdir.

Hece veznine geçtikten sonra en çok koşma tipinde şiir yazmış; semai, türkü ve mani tipinde başarılı örnekler vermiş olan Beş Hececiler Batı Edebiyatlarından alınan nazım biçimlerinden çapraz kafiyesarma kafiyeterza rimasonedüz kafiyeyle örnekler verirler. Serbest düzenli biçimlerde üçlüler, dörtlüler, beşliler, altılılar, yedililer, sekizlilerle şiir yazarlar. Şiirde kafiyeyi gerekli görürler. Kafiyenin zorla aranmamasını, tabiî bir şekilde doğmasını isterler. Yarım kafiyenin yerine tam, tunç ve zengin kafiyeyi kullanırlar, bir ahenk unsuru olarak redife de geniş yer verirler.

Sade Türkçenin kullanılması ve yaygınlaşması üzerinde ısrarla dururlar. Konuşulan dili edebiyata yerleştirerek Türk edebiyatına katkıda bulunmuşlardır.

Türk şiirinin serbest vezne yönelmeye başlaması ile etkileri azalmıştır.

                                     Orhan Seyfi Orhon

Orhan Seyfi Orhon (d. 23 Ekim 1890İstanbul – ö. 22 Ağustos 1972İstanbul), Türk şair, gazeteci, yazar, yayımcı, siyaset adamı.81 yaşında ölmüştür.

Eğitimi;İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Türk edebiyatı tarihine Beş Hececiler olarak geçmiş edebi topluluğun şairlerinden birisidir. Yirmiden fazla şiiri değişik bestekarlar tarafından bestelenmiştir.

Başta Akbaba mizah dergisi ve Çınaraltı fikir ve sanat dergisi olmak üzere pek çok dergi çıkarmış ve adı Çınaraltı dergisi ile özdeşleşmiş[1] bir yayımcıdır.

TBMM’De 8. dönem Zonguldak ve 13. dönem İstanbul milletvekili olarak yer almış bir siyasetçidir.

Hayatı

1890 yılında İstanbul’un Çengelköy semtinde dünyaya geldi. Babası Miralay Emin Bey, annesi Nimet Hanım’dır.

Orta ve lise öğrenimini Beylerbeyi Rüşdiyesi (1905) ve Mercan İdadisi’nde (1909) yaptı. Öğrencilik döneminde şiirle ilgilendi; edebiyat hocası Celal Sahir Bey’den teşvik gördü. Abdülhak Hamid ve Tevfik Fikret etkisinde şiirler yazdı. 1909’da şiirleri Kehkeşan dergisinde görülmeye başladı. Yalın bir dille aruz vezninde yazdığı “Fırtına ve Kar” adlı şiiri ile tanındı (1913). Yüksek öğrenimine Tıbbiye’de başlayan Orhan Seyfi, bir anestezide fenalaşınca tıp eğitiminden vazgeçip hukuka yöneldi. Darülfünun Hukuk Mektebi’nde öğrenciyken Hıyaban dergisini çıkararak yayıncılığa başladı.

Hukuk Mektebi’ni 1914’te tamamladı ve Meclis-i Mebusan‘ın Kavanin Kaleminde memurluğa başladı. Bu dönemde Türkçü aydınlarla tanıştı ve çalışmalarını Türkçülük ideali çerçevesinde sürdürdü. Ziya Gökalp’in uyarılarıyla halkın diline, vezinde ise aruzdan heceye geçti.

Mütareke Yılları

1918’de İstanbul’un işgal edilip Meclis-i Mebusan’ın kapanması üzerine gazeteciliğe başladı; bir yandan da öğretmenlik yaptı. Şiir ve yazıları Türk Kadını, Şair, Büyük MecmuaServet-i Fünûn, Ümit ve Yarın dergilerinde yayımlandı. Türk Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul hükumetini destekleyen Aydede dergisinde mizah yazarlığı yaptı. Sosyal olayları hicivsel bir üslupla ifade ettiği şiirlerini Peri Kızı ile Çoban Hikayesi adlı kitapta topladı (1919). Şiirlerinde divan şiirine özgü aruz vezni kalıplarını, modern ve sade hece ölçüsüne uyarlamayı başardı. 1922 yılında Orhan Seyfi, o güne kadara yayımlanmış gazete ve dergi yazılarını Fiskeler adlı mizah kitabında bir araya getirdi. Bu kitapta dönemin şair ve yazarlarının hicvedildiği yazılara, yazarın kurguladığı mizahi anket ve mülakatlara yer verdi. 1922’de ayrıca Peri Kızı ve Çoban Hikâyesi kitabındakilere yeni şiirler de ekleyerek Gönülden Sesler adlı kitabını yayımladı.

Mizah Yazarlığı ve Yayımcılık Yaşamı

Gönülden Sesler beklentilerini karşılamayınca şiiri ikinci plana aldı; bacanağı Yusuf Ziya ile beraber çıkardıkları Akbaba’da mizah yazarlığını sürdürdü. Papağan (1924-1927) ve Yeni Kalem adlı mizah, Resimli Dünya (1924-1926) adlı çocuk ve magazin dergileriyle, edebiyat ve sanat içerikli Güneş’i (1927) yayımladı; bir süre Karagöz’ün yayım sorumluluğunu üstlendi (1928-1932).

1932-1938 yılları arasında Yusuf Ziya ile birlikte ve kendi başına Edebiyat GazetesiHızlanışAyda BirHer AyHer Şey gibi dergiler çıkardı. 1941-1944 arasında Yusuf Ziya ile birlikte haftalık Türkçü Fikir ve Sanat mecmuası Çınaraltı‘yı yayımladı. Yusuf Ziya’nın adının Akbaba ile özdeşleşmesi gibi Orhon Seyfi’nin adı da Çınaraltı ile özdeşleşti.

Siyaset ve gazetecilik yaşamı

1944’te Ankara’da yapılan bir mitingde öğrenci olaylarıyla ilgili görülerek bakanlık emrine alınan Orhan Seyfi,1945’te Tasvir’deki yazılarıyla gazeteciliğe döndü. Cumhuriyet ve Ulusgazetelerinde de yazılarına rastlandı. 1946’da Cumhuriyet Halk Partisi‘den Zonguldak milletvekili seçildi. 1950’li yıllarda Demokrat Parti’yi destekleyen Zafer ve Havadis gazetelerinde yazılar yazdı.

1960’tan sonra Adalet Partisi‘ne girdi. 1 Mart 1962’de Son Havadis gazetesinde günlük yazılar yazmaya başladı ve hayatının sonuna kadar sürdürdü. 1965’te Adalet Partisi’nden İstanbul milletvekili seçildi.

1972’de İstanbul’da hayatını kaybetti. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Eserleri

Şiirleri

Fırtına ve Kar (1919)

·         Peri Kızıyla Çoban Hikâyesi (1919)

·         Gönülden Sesler (1922)

·         Kervan (1935, 1964)

·         O Beyaz Bir Kuştu (1941)

·         İstanbul’un Fethi (1953)

·         İşte Sevdiğim Dünya (1962)

·         Şiirler (1970)

Antoloji

·         Hayat Bilgisi Şiirleri (I-III, 1929-1930)

Biyografiler

·         1937’de hazırladığı Abdülhak Hâmid, Mehmed Âkif, Ziya Gökalp, Yahya Kemal ve Nazım Hikmet biyografileri

Siyasî Mücadele Eserleri

·         Maskeler Aşağı (1943)

·         Maarif Vekili Hasan Âli Yücel’e Açık Mektup (1944)

Gençlere Açık Mektup (1951).

Hikâye ve Roman

·         Kerem ile Aslı (1938)

·         Çocuk Adam (1943).

Mizah ve Hiciv Kitapları

·         Fiskeler (1922).

·         Asrî Kerem (1938).

·         Hicivler (1951)

·         Düğün Gecesi ( 1957)

Deneme ve Fıkralar

·         Dün Bugün Yarın (1943)

Kulaktan Kulağa (1943).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

     

Enis Behiç Koryürek

Enis Behiç Koryürek, (d. 11 Mart 1891İstanbul – ö. 18 Ekim 1949AnkaraTürk şair, öğretmen, diplomat ve bürokrat.

Hecenin beş şairinden biridir. Türk denizciliğini şiire sokan şair olarak bilinir. Türk-Macar dostluğunun gelişmesinde, Gül Baba Türbesinin yeniden ziyaretgâh ve müze haline getirilmesinde büyük hizmetleri geçmiş olan bir diplomattır. İşçi meselelerine ciddi olarak yaklaşan ve çözüm yolları için kurumlaşma yollarını açan ilk bürokratlardandır.

Yaşamı

1891 yılında İstanbul‘un Aksaray semtinde doğdu. Babası Doktor Yarbay İsmail Behiç Bey, annesi Fâika Hanım’dır.

İlköğrenimini evde yaptıktan sonra, Selanik ve Üsküp İdadileri ile İstanbul Lisesi‘nde okudu, 1913’te Mülkiye Mektebi’ni birincilikle bitirdi. “Ruhum Şiirlerimde Tecessüm Eder Benim” başlığını taşıyan ilk şiirini 19 yaşında iken yayımladı. Kısa bir süre Fecr-i Âti topluluğu içinde yer aldı. “Namık Kemal‘in ruhuna” ithaf ettiği “Vatan Mersiyesi” şiiriyle geniş yankı uyandırdı. Çoğu hamasi temalar işleyen ve Servet-i Fünun etkisi taşıyan on iki manzumesi, Şehbal’de yayınlandı. Şiirin yanı sıra musikiye de meraklı idi. Biraz keman çalıyor, hatta kendi icat ettiği keman-boru karışımı bir müzik aleti kullandığı söyleniyordu. Bir ara aruz veznini alaturka musikinin usulleri ile birleştirmeye çalıştı. “Musiki Usûllerinin Aruza Tatbiki” başlığı altında üç manzumesi ve konuyla ilgili kuramsal yazıları yayımlandı.

Balkan Savaşı yıllarında Ziya Gökalp’in tavsiyesiyle heceyi benimsedi ve Millî Edebiyat akımına bağlandı. Bu yıllarda onu üne kavuşturan ulusal duygularla yüklü kahramanlık şiirleriyazdı. Şiirleri, Türk YurduHürriyet-i FikriyeDonanma ve Yeni Mecmua dergilerinde yayımlandı. Denizcilik tarihinden aldığı konu ve motiflerle süslediği manzum destanlar ona “Türk denizciliğini şiire sokan şair” unvanını getirdi. Hece vezni üzerinde çalışarak kimi durak değişikliklerini, bir şiirde çeşitli hece kalıplarını kullanmayı denedi.

Bükreş ve Budapeşte Yılları

Mülkiye’yi bitirdikten sonra Hariciye Nezareti’nde görev aldı. Bir süre Bükreş Konsolosluğu’nda (1915) görev yaptı. O dönemde Bükreş Başkonsolosu olan şair, Ahmet Hikmet Müftüoğlu ’ndan etkilendi.

Bükreş’ten sonra görevlendirildiği Budapeşte’de yedi yıl görev yaptı. Türk-Macar dostluğunun pekişmesinde, Gül Baba Türbesi’nin yeniden ziyaretgâh ve müze haline getirilmesinde büyük hizmetleri oldu. Gabi adlı bir Fransızca öğretmeni ile evlendi, bu evlilikten Hasan ve Argon isimli iki çocuğu oldu.Bükreş ve Budapeşte’de görev yaptığı yıllarda gönül maceralarını mizahî bir dille anlatan aşk şiirleri yazan Enis Behiç Bey, Kasım 1919’da yurda döndü.

Kurtuluş Savaşı Yılları

Kurtuluş Savaşı yıllarında Hariciye Nezareti’nde çalışmaya devam ederken liselerde edebiyat ve Fransızca dersleri veren Enis Behiç, bir yanda da Millî Müdafaa Teşkilatı’nda çalışıp, kurtuluş hareketini destekledi. 1922’de Edirne Vilayeti Hukuk İşleri Müdürlüğü’ne tayin oldu. Bu görevinin yanı sıra, öğretmenlik yapmaya da devam etti. Edirne’de yaşadığı dönemde eşinden boşandı; 1924’te Fahri Paşa’nın kızı Müîde Hanım ile evlendi. 1925’te Edirne’den ayrılıp memuriyet hayatına Ankara’da devam etti.

Ankara Yılları

1927’de ilk kitabı Miras’ı yayınladı. Bu kitapta millî duygulara yönelik şiirler ile aşk ve çapkınlık konularını ele alan manzumelere yer verdi. İlk kitabını yayınladıktan sonra bir suskunluk dönemine girdi ancak bazı şiirlerini, Hayat (1929) ve Varlık (1933) dergilerinde yayımladı. FransızcaRumcaMacarca ve Bulgarca bilen şair, çeşitli konularda kitap çevirileri yaptı.

1936’da Ekonomi Bakanlığı İş Dairesi Reisliği’ne getirildi. İşçi meselelerine ciddî olarak yaklaşan ve çözüm yolları için kurumlaşma yollarını açan ilk bürokratlardan oldu. Bir süre Çalışma Bakanlığı Müsteşarlığı yaptı. 1945 yılında emekli oldu. 1946’da Demokrat Parti Zonguldak milletvekili adayı oldu fakat seçilemedi.

Son Yılları

Seçimlerden sonra, resmi görevlerden uzak kalan ve maddi sıkıntı çeken şair, büyük bir değişim geçirdi; kendisini dine ve tasavvufa verdi. Türkiye’de Bedri Ruhselman‘ın öncülük ettiği ruh çağırma (ispritizma) seanslarına katıldı ve bu seanslarda irticalen söylediği şiirleri yakınları tarafından kaydedildi. 18. yüzyılda Trabzon’da yaşamış Çedikçi Süleyman Çelebi adlı bir mevlevinin ruhuyla temas sonucu doğduğunu söylediği bu dini ve dini ve tasavvufi şiirleri 1949’da kitap olarak yayımladı.

18 Ekim 1949 da Ankara’da vefat etti. Cenazesi Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi.

Ölümünden Sonra

Vâridât-ı Süleyman’ın oluşumu hikâyesiyle bütün metinlerin tasavvuf açısından ayrıntılı açıklaması 1950’de Ömer Fevzi Mardin tarafından 819 sayfalık bir külliyat halinde yayımlanmıştır. Şairin 1921-1939 arasında yazdığı şiirleri Fethi Tevetoğlu, Miras ve Güneşin Ölümü adlı kitapta toplamıştır (1951).

Eserleri

Şiir kitapları

  • Miras (1927)
  • Varidat-ı Süleyman (Çedikçi Süleyman Çelebi Ruhundan İlhamlar, 1949)
  • Güneşin Ölümü (1952)

 

                   Halit Fahri Ozansoy

Halit Fahri Ozansoy (12 Temmuz 1891, İstanbul – 23 Şubat 1971, İstanbul), Türk şair, gazeteci, oyun yazarı, öğretmen

Hecenin Beş Şairinden biridir. 40 yıl edebiyat öğretmenliği yapan Ozansoy, başta şiir olmak üzere tiyatro ve roman türlerinde pek çok eser vermiş bir edebiyat ve kültür adamıdır.

Yaşamı

1891 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası tıp, tarih, tiyatro ve şiir olarak basılı pek çok eseri bulunan Mehmed Fahri Paşa, annesi Zehra Hanım’dır. Ailesi ona Mehmet Halit ismini verdi. İkinci ismi olan Halit’in yanına babasının ikinci ismi Fahri’yi ekleyerek Halit Fahri adını kendisi oluşturmuştur.Yedi yaşında iken annesini veremden kaybetti. Şair Ziya Gökalp‘in teyzesinin torunu ve Süleyman Nazif’in yeğeni olan Halit Fahri, şiir ve yazı yazma zevkini ailesinden aldı.

Zeyrek, Vefa semtlerindeki mahalle mekteplerinde ve Sultanahmet’teki Tefeyyüz Mektebi’ndeki ilk öğretimden sonra Bakırköy Rüşdiyesi’ni bitirdi (1904) ve Mekteb-i Sultanî‘de yatılı okumaya başladı. Hastalık nedeniyle öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. Filibe’deki amcasının yanına gidip 15 ay kaplıca tedavisi gördükten sonra tekrar okula döndü. Bu dönemde okul müdürlüğüne Tevfik Fikret gelmişti.Türkçe öğretmeni Ali Kami Bey ve okul müdürü Tevfik Fikret sayesinde edebiyata ilgisi gelişti. İlk yazısı “Facia-i Beşerden Bir Levha” başlığıyla Mart 1910 tarihli Tiraje dergisinde yayımlandı. 1911 yılında tasdikname alarak Mekteb-i Sultani’den ayrıldı ve İstanbul Darülfünu’nda Fransız Dili şubesinde devam etti; ancak bu okulu bitirmedi.

Halit Fahri, bu dönemde aruz ölçüsüyle ve Fecr-i Âti sanat topluluğunun etkisi ile şiir yazmaktaydı. İlk şiiri “Mazideki Aşk İçin Sana” 1912’de Rübab dergisinde yayımlandı. Aynı yıl ilk şiir kitabı Rüya yayımlandı. 22 sayfalık bu kitabı babasına ithaf etmiştir.

1914’te Darülbeday-i Osmaniye sınavını kazanarak tiyatro bölümüne kaydoldu; kısa bir öğrencilik döneminden sonra aynı okulda öğretmen yardımcılığına getirildi. Hem öğrencilik hem öğretmenlik yapamayacağını anlayınca öğrenciliği bıraktı. Oyunculuk merakı çevresinde onay görmediği için kısa bir süre sonra Darülbedayi’den tamamen ayrılan Halit Fahri, 1914’te Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’ne bağlı olarak kurulan Millî Türk Cemiyeti’nin kuruluşunda görev alarak cemiyetin yöneticileri arasında bulunmuştur.

İlk evliliğini 1915’da Neyyire Hanım’la yaptı. Ertesi yıl Gavsi adında bir erkek çocukları olan çift, birkaç yıl sonra ayrılmıştır.

Şair, 1915 yılında Talat Paşa’nın daveti ile Çanakkale Cephesini ziyaret eden şairler arasında yer aldı ve izlenimlerini Cenk Duyguları (1917) adıyla kitaplaştırdı.

1916’da Baykuş adlı manzum piyesi yazarak tanındı. Baykuş, Darülbedayi’nin sahnelediği ilk Türk tiyatro oyunu oldu.Halit Fahri, hayatı boyunca bu alanda sistemli bir düzen içinde eser vermeyi sürdürmüştür.

1916 yılında sınavla öğretmenlik hakkı aldı ve Muğla Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. Bir yıl Muğla’da, bir yıl Konya’da çalıştıktan sonra İstanbul’a döndü. Kırk yıl süreyle İstanbul’un çeşitli okullarda edebiyat öğretmenliği yaptı.

Öğretmenliğin yanında yayın hayatını da sürdüren Halit Fahri, ilk şiirinin yayımlandığı Rübab dergisinde bir süre düzenli olarak yazılar yayımlamayı sürdürmüş; daha sonra arkadaşları ile Kehkeşan dergisine ardından Şehbal dergisine geçmişti. Bu arada dönemin önde gelen edebiyat dergisiServet-i Fünun’da Bağdad adlı şiirini yayımlatmayı başardı. 1917’de Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin gibi Türkçülerin etkisiyle hece vezninde şiirler yazdı. Hece vezninde şiirleri Yeni Mecmua, Talebe Defteri, Türk Kadını gibi dergilerde yayımlandı. İkinci şiir kitabı Cenk Duygularını (1917) yayımladıktan sonra tekrar aruza yönelen Halit Fahri, düzenli aralıklarla yedi şiir kitabı daha çıkarmış ve sonra şiir kitabı yayımlamaya uzun bir ara vermiştir.

1919’da dayısı Ahmet Kadri Bey’in gazetesi Alemdar’da çalışmaya başladı. Çok geçmeden Alemdar’dan ayrılıp kendi dergisi Şair Nedim’i çıkarmaya başladı. Haftalık bir dergi olan Şair Nedim, 18 sayı çıkabilmiştir. Reşat Nuri GüntekinFaruk Nafiz ÇamlıbelSelahattin Enis gibi şair ve yazarların ilk yazıları bu dergide yayımlandı. Beklenilenin çok üstünde ilgi gören dergi, İzmir’in işgali üzerine kapandı.

Halit Fahri, dergisini kapatmak zorunda kalınca yazılarını İfhamBüyük Mecmua ve Peyam-ı Sabah’ta yayımlamaya başladı. Diğer memurlar gibi öğretmenler de maaşlarını alamadığından çeşitli gazetelere yazdığı makalelerden aldığı para ile geçimini sağlamaya çalıştı. Servet-i Fünun, İnci, Ümit dergilerinde manzumeler yayımladı. 1920’de Yeni Mecmua’da Aruza Veda başlıklı şiirini yayımlayarak Beş Hececiler arasına katıldı.

1921’de Ali Zoti ailesinden Aliye Hanım’la ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten iki üvey kızı (Güzin ve Melahat) oldu.

1926 yılında Servet-i Fünun dergisinin yazı işleri müdürlüğünü devraldı. Fikir ve Sanat Aleminden Haberler sütununda yazmayı 1943’e kadar sürdürdü. Derginin sahibi Ahmet İhsan Bey’in ölümünden sonra Servet-i Fünun’dan istifa etmiştir. 1937’de başladığı Son Posta gazetesindeki haftalık yazılarını ise 1951’e kadar sürdürdü.

1953 yılında devlet Fransızca dil imtihanını kazanıp Fransa ve İtalya’ya gitti.

1955 yılında Şehir Tiyatroları Dergisinin yazı işleri müdürlüğünü üstlenen Ozansoy, 1956 yılında yaş haddi nedeniyle öğretmenlikten emekli oldu ve gazeteciliğe daha çok ağırlık verdi.

1962’de eşinin vefatı üzerine bunalıma girip hastalandı. İlk dokuz şiir kitabını ardı ardına yayımlamış, 1936’da yayımladığı Sulara Dalan Gözler’den sonra şiir kitaplarına 26 yıllık ara vermişti. Eşi için yazdığı şiirlerini topladığı Hep Onun İçin adlı şiir kitabını 1962’de çıkardı. 1964’te son şiir kitabın Sonsuz Gecelerin Ötesindeyi yayımladı.

Ömrünün son yıllarını Kızıltoprak’ta geçirdi. Ayrıca yirmi yol boyunca yazları Büyükada’daki yazlığında geçirmiştir.

Fransız Ankara büyükelçisi, Fransızca’dan yaptığı tercümeler ve Fransız kültürüne katkılarından ötürü kendisine 1969 yılı sonunda Millî Liyakat Nişanı ve şövalye payesi verdi.

Şair, 23 Şubat 1971’de İstanbul’da kalp krizinden hayatını kaybetti. Vasiyeti gereği Türkçe kitapları Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne, Fransızca kitapları Galatasaray Lisesi’ne verilmiştir. Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedimiştir.

Bazı Eserleri

Şiir kitapları

·         Rüya (1912)

·         Cenk Duyguları (1917)

·         Efsaneler (1919)

·         Zakkum (1920)

·         Bulutlara Yakın (1920)

·         Gülistanlar ve Harabeler (1922)

·         Paravan (1929)

·         Balkonda Saatler (1931)

·         Sulara Dalan Gözler (1936)

·         Hep Onun İçin (1962)

·         Sonsuz Gecelerin Ötesinde (1964)

Romanları

·         Sulara Giden Köprü (1939)

·         Aşıklar Yolunun Yolcuları (1939)

Tiyatroları

·         Baykuş (1916)

·         İlk Şair (1923)

·         Sönen Kandiller (1928)

·         10 Yılın Destanı (1921)

·         Nedim (1936)

·         Hayalet (1936)

·         Bir Dolaptır Dönüyor (1958)

·         İki Yanda (1970)

Anı kitapları

·         Edebiyatçılar Geçiyor (1939, Edebiyatçılar Çevremde adıyla genişletilmiş baskı, 1970)

·         Darülbedayi Devrinin Eski Günleri (1964)

·         Eski İstanbul Ramazanları (1968)

Tercümeler

·         R.U.R.-Alemşümul Suni Adamlar Fabrikası (1927)

·         Jack (Alphonse Daudet)

                                                          

                                                                    Yusuf Ziya Ortaç

Yusuf Ziya Ortaç, (d. 23 Nisan 1895, İstanbul – ö. 11 Mart 1967, İstanbul) Türk şair, yazar, edebiyat öğretmeni, yayımcı ve siyasetçi.

Türk şiirinde Beş Hececiler olarak adlandırılan gruptan olup, Türk Edebiyatı’nın önemli mizah yazarlarındandır. Beş Hececiler grubunun üyelerinden Orhon Seyfi ile birlikte Türk dergicilik yaşamında önemli yeri olan siyasi-mizah dergisi Akbaba’yı yayın hayatına kazandırmış, bu dergideki yazılarıyla büyük bir hayran kitlesi edinmiştir.

VIII. ve IX. Dönem Ordu Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde görev yapmış bir siyasetçidir.

Yaşamı

1895’te İstanbul’da, Beylerbeyi semtinde dünyaya geldi. Babası, Konya’nın ileri gelenlerinden Hoca Hasan Efendi’nin oğlu mühendis Süleyman Sâmi Bey, annesi ise İzmir eşrafından İzzet Bey’in kızı Huriye Hanım’dır.

İstanbul Vefa İdadisi’nde okudu. Şiire lise yıllarında aruz vezni ile başladı. İlk şiiri 1914’te Kehkeşan dergisinde yayımlandı. Dr. Abdullah Cevdet Bey’le tanışınca, İçtihat dergisine şiirler göndermeye başladı. İçtihat’ta yayımlanan şiirleri sayesinde şair olarak kendisini kabul ettirmeyi başardı. Ailesinin Bebek semtine taşınmasından sonra, Rıza Tevfik Bey’lekomşu olan Yusuf Ziya, onun aracılığı ile Ziya Gökalp ile tanıştı. Ziya Gökalp’in tavsiyesi üzerine hece vezni ile şiir yazmaya başladı. Hece vezni ile yazdığı ilk şiir olan “Gecenin Hamamı”, Türk Yurdu dergisinde yayımlandı.

Mütareke Yılları

1915’te liseden mezun olduktan sonra Darülfünun-ı Osmani’ni açtığı yeterlilik sınavını kazanarak edebiyat öğretmeni oldu. Çeşitli okullarda dersler verdi. Bir yandan da edebi faaliyetlerini sürdüren Yusuf Ziya, 1916’da “Akından Akına” adlı manzume kitabını yayımladı. Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın talebi üzerine yazılıp bastırılan bu kitap, Ordu için yazdığı yirmi iki şiiri içermekteydi.

1918’de, Sedat Simavi’nin çıkardığı Diken dergisinde “Çimdik” takma adı ile mizahi yazılar yazarak hiciv ve mizah alanına, “Şair” isimli bir şiir dergisi çıkararak yayıncılık hayatına girdi. İlk sayısı 12 Aralık 1918 tarihinde çıkan Şair mecmuasının yayın hayatı 20 Mart 1919 tarihinde parasızlık sebebi ile sona ermiştir.

1919’da mizahi manzumeler içeren Şen Kitap; kahramanlık, vatan sevgisi üzerine sekiz şiir içeren Şairin Duası ile Aşıklar Yolu adlı şiir kitaplarını, 1920’de Cenk Ufukları adlı şiir kitabını yayımladı.

Şiirin yanı sıra tiyatro eserleri de verdi. Binnaz adlı üç perdeli trajedi 7 Nisan 1917’de Darülbedayi sahnelerinde oynandı. Bu eser Türk tiyatro tarihinde heceyle yazılmış başarılı ilk manzum piyes olarak kabul edilir.Bu oyunu tek perdelik bir manzum komedi olan Nâme (1918), üç perdelik manzum piyes olan Kördüğüm (1918) izledi.

Akbaba Dergisi

7 Aralık 1922’de itibaren Orhan Seyfi Orhon‘la birlikte Akbaba mizah dergisini çıkarmaya başladı. Adı Akbaba dergisi ile özdeşleşen Yusuf Ziya, Akbaba’nın hem patronu, hem şâiri, hem başyazarı, hem Yazı İşleri Müdürü hem de en önemli espri kaynağı oldu. Dergide, Çimdikve İzci takma adlarıyla mizahi yazılar ve şiirler yayımladı. Akbaba 1928 yılında Latin harflerine geçilmesinden sonra tirajının düşmesi üzerine ve 1930’lu, 1940’lı yıllarda siyasi çalkantılar nedeniyle yayımına ara vermek zorunda kaldıysa da Ortaç, ölümüne kadar dergiyi çıkarmaya devam etti.

Meş’ale ve Diğer Dergiler

1928 yılının Nisan ayında Yedi Meşale adlı bir kitap çıkararak sanat hayatına giren gençleri bir arada tutmak ve yüreklendirmek üzere Meş’ale adlı sanat ve edebiyat dergisini çıkardı. Dergi, 1 Temmuz – 15 Ekim 1928 arasında yayımlandı. Dergi, yeni harflerin kabulünden sonra kapandı ve topluluk dağıldı.

Akbaba’yı çıkarmaya devam ederken Orhon Seyfi ile birlikte daha kısa ömürlü başka dergiler de çıkardı. İki bacanak, 1935-1937 arasında Ayda Bir adlı dergiyi, 20 Mart 1935’te siyaset ve iktisat dergisi olan Heray’ı, 1941-1948 arasında Türkçü fikir ve sanat dergisi Çınaraltı’yıçıkarmıştır.

1930’lardan Sonraki Yaşamı

1936 yılından itibaren bir süre İstanbul Sular İdaresi İdare Meclisi üyeliği yapan Ortaç, 1938’de Bir Selvi Gölgesi, 1946’da Kuş Cıvıltıları adlı kitaplarını yayımladı. Zaman zaman öykü ve roman türünde eserler de ortaya koydu. “Kürkçü Dükkanı” (1931), “Şeker Osman” (1932), “Göç” (1943) ve “Üç Katlı Ev” (1953) gibi beğenilen eserler yayımladı. 1944- 1945’te bir Fransız lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptı.

Öğretmenlikten, Çınaraltı dergisinden ve Sular İdaresi’nden ayrılıp siyasete atılan Ortaç, 1946-1954 arasında VIII. ve IX. Dönem Ordu Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde bulundu. Milletvekilliğinin sona ermesinden sonra, yeniden Akbaba’nın başına döndü.

1950 sonrasında, şiirden ziyade, ağırlıklı olarak, mizah, gezi, anı ve biyografi türlerinde yazdı. 1962’de Bir Rüzgâr Esti adlı şiir kitabını yayımladı. 11 Mart 1967’de İstanbul’da hayatını yitirdi. Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Eserleri

Şiir

·         Akından Akına (1916)

·         Aşıklar Yolu (1919)

·         Şairin Duası (1919)

·         Şen Kitap (1919)

·         Cenk Ufukları (1920)

·         Yanardağ (1928)

·         Bir Selvi Gölgesi (1938)

·         Kuş Cıvıltıları (Çocuk şiirleri, 1938)

·         Bir Rüzgar Esti (1962)

Oyun

·         Binnaz (1918)

·         Name (1918)

·         Kördüğüm (1919)

·         Nikahta Keramet (1923)

Uzun Hikâye

·         Kürkçü Dükkanı (1931)

·         Şeker Osman (1932)

Antoloji ve İnceleme

·         Nedim (1932)

·         Seyranî (1933)

·         Halk Edebiyatı Antolojisi (1933)

·         Faruk Nafiz: Hayatı ve Eserleri (1937)

·         Ahmet Haşim: Hayatı ve Eserleri (1937)

Roman

·         Dağların Havası (1925, manzum)

·         Göç (1943, otobiyografik roman)

·         Üç Katlı Ev (1953)

·         Sarı çizmeli Mehmet Ağa (1956)

Gün Doğmadan (1960)

Mizah

·         Beşik (1943)

·         Ocak (1943)

·         Sarı Çizmeli Mehmed Ağa (1956)

·         Gün Doğmadan (1960)

Gezi – Anı – Biyografi

·         İsmet İnönü (1946)

·         Göz Ucuyla Avrupa (1958)

·         Portreler (1960)

·         Bizim Yokuş (1966)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Faruk Nafiz Çamlıbel

Faruk Nafiz Çamlıbel (18 Mayıs 1898, İstanbul – 8 Kasım 1973, İstanbul), Türk şair, siyasetçi, öğretmen.

Hecenin Beş Şairi‘nden biridir. TBMM’de VIII., IX., X.ve XI. Dönem İstanbul Milletvekili olarak görev yapmış bir siyasetçidir. En ünlü eseri, Han Duvarları adlı şiiridir. Behçet Kemal Çağlar ile birlikte Onuncu Yıl Marşı’nın sözlerini yazmıştır.

Hayatı

18 Mayıs 1898 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Orman ve Maadin Nezareti memurlarından Süleyman Nazif Bey, annesi Fatma Ruhiye Hanım’dır.

İlk ve orta öğretimini Bakırköy Rüştiyesi ile Hadika-i Meşveret İdadisi’de tamamladı. Şiire çocuk yaşlarda başladı. Yazarın ifadesine göre ilk şiiri “Saat”, “Çocuk Dünyası” adlı bir dergide yayınlandı (1914).

Bir süre tıp öğrenimi gördükten sonra okuldan mezun olmadan ayrıldı ve gazeteciliğe başladı. 1917-1918’de Ati Gazetesi’nin yazı işlerinde çalıştı. 1922’de gazetenin temsilcisi olarak Ankara’ya gitti.

1922’de Kayseri Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. Kayseri’ye yolculuğunu, “Han Duvarları” adlı uzun şiirinde anlattı. Şiiri, Osmanzade Hamdi Bey’e ithaf etti. Kayseri’de kaldığı iki yıllık dönemde Milli Mücadele’nin havasını çok yakından yaşadı. Geleceğin ünlü şairi Behçet Kemal (Çağlar) onun Kayseri Lisesi’nde öğrencisi oldu. Şair, Kayseri Lisesi’nin marşını da kaleme aldı.

1924’te Ankara Erkek Muallim Mektebi edebiyat öğretmenliğine geçti; ardından Ankara Kız Lisesi‘nde öğretmenlik yaptı. Ankara Kız Lisesi Marşı’nın güftesini yazdı. 1932’ye kadar yaşadığı Ankara’da cumhuriyetin kuruluşuna tanıklık etti. 1924’te “Çoban Çeşmesi”, 1928’de “Suda Halkalar” isimli kitapları yayınladı.

1928’de Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin başkanlığındaki “Şark Vilâyetlerini Tedkik Heyeti”’nde bulunarak Sivas, Erzincan, Gümüşhane, Trabzon, Erzurum illerini ve dönüşte Kastamonu’yu gördü. Bu yolculuk, onun edebi yaşamında bir dönüm noktası oldu. Memleket şiirleri yazmaya yöneldi.

1931’de Ankara Kız Lisesi’nde coğrafya öğretmenliği yapan Azize Hanım ile evlendi. Bu evlilikten İsmet ve Yeliz adında iki çocuğu dünyaya geldi.

1932-1946 arasında İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yaptı. Vefa, Kabataş Lisesi ve Amerikan Kız Koleji edebiyat öğretmenliklerinde bulundu. 1933’de Onuncu Yıl Marşı’nın sözlerini Behçet Kemal Çağlar ile birlikte yazım yaptı.

Ankara ve İstanbul’daki öğretmenlik yıllarında çeşitli dergi ve gazetelerde şiirler fıkralar yayınladı. Mizah dergilerinde “Deli Ozan” ve “Çamdeviren” takma adlarıyla mizahi manzumeler yazdı 1946’da siyasete atıldı ve 1946’dan 27 Mayıs 1960’a kadar Demokrat Parti İstanbul milletvekili olarak TBMM’de görev yaptı.

27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından tüm milletvekilleri ile birlikte kısa bir süre Yassıada’da, daha sonra da Celâl Bayar ve diğer DP milletvekilleri ile birlikte Kayseri Kapalı Cezaevi’nde tutuklu kaldı. 16 ay sonra aklanarak serbest kaldı.

Serbest kaldıktan sonra siyasete dönmek istemedi. Son yıllarını Arnavutköy’deki evinde geçirdi. Yassıada’da arkadaşlarıyla birlikte yaşadığı baskıyı “Zindan Duvarları” adlı bir şiir ile anlattı ve şiiri kitap olarak yayınladı. Eşinin ani ölümünün ardından çıktığı Akdeniz gezisi sırasında Samsun vapurunda Kaş – Fethiye arasında seyrederken 8 Kasım 1973 günü bir gezi sırasında hayatını kaybetti. Cenazesi, 11 kasım 1973’te Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Öğretmenlik yaptığı Kabataş Lisesi’nde 2005 yılında Faruk Nafiz Çamlıbel adına bir müze açlmıştır.

Edebiyat yaşamı

İlk şiirlerini aruz ölçüsüyle yazdı. Cenap Şahabettin ve özellikle Yahya Kemal‘in etkisinde kaldı. “Edebiyat-ı Umumiye” dergisi’nde yayımlanan “Şarkın Sultanları” şiiri, edebiyat çevresinde kendisine yer açmasını sağlayan ilk ürünü oldu. Aruzla yazdığı şiirlerini 1918’de “Şarkın Sultanları”, 1919’da “Dinle Neyden” ve “Gönülden Gönüle” adlı kitaplarında topladı. Sonralarıysa aruz ölçüsünden uzaklaşarak hece ölçüsünü ve Türkçenin yalınlaşması, yabancı kelimelerden ve kalıplardan uzaklaşılması düşüncesini benimsedi. Şiirlerinde hecenin Özellikle 7+7 kalıbına bir ses zenginliği kazandırdı. Milli edebiyatın oluşabilmesi, geliştirilebilmesini misyon edindi ve Enis Behiç KoryürekHalit Fahri OzansoyYusuf Ziya OrtaçOrhan Seyfi Orhon ile birlikte Türk edebiyat tarihinde “Beş Hececiler”’den biri olarak anılır oldu:

Sanatçı, halkın yaşantılarından çıkardığı konuları yine halkın söyleyiş ve nazım biçimleriyle dile getirir. Yepyeni görüşler getiren ünlü “Sanat” şiiri, memleketçi şiirin ilk bilinçli bildirisi kabul edilir. Batı etkilerine kapalı, Türk halk şiirine açık bir tutum içindedir.

Şiirlerinde ele aldığı başlıca temalar aşk, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlık ve ihtirastır. 1918-1930 arasında edebiyatın tek kuvvetli aşk şairi olarak tanınmıştır. Duygu ve düşünceyi bir arada yürüten, romantik ve realist konuları ve hayatları işleyen şiirleriyle ün yapmıştır. Yolcu ile Arabacı şiirindeki yolcuyu ruha, arabacıyı bedene benzettiği örneklerdeki gibi başarılı teşbihleriyle tanınır.

Şiirin yanı sıra, yurt ve ulus sevgisini işlediği veya toplumsal gerçeklere yöneldiği oyunlar da yazdı.

1933 yılında Kayseri Lisesi’nden öğrencisi Behçet Kemal ile birlikte yazdığı sözler, Cemal Reşit Bey tarafından bestelendi ve eser, cumhuriyetin 10. yıl kutlamaları için düzenlenen marş yarışmasını kazandı.

Yazarın tek romanı, 1936’da yayımlanan “Yıldız Yağmuru”dur. Bu romanında şair Şuküfe Nihal Hanım’a aşkını anlattığı düşünülür.

Eserleri

Şiir kitapları

  • Şarkın Sultanları ( 1918)
  • Dinle Neyden (1919)
  • Gönülden Gönüle (İstanbul 1919)
  • Çoban Çeşmesi (1926)
  • Suda Halkalar (l 1928)
  • Bir Ömür Böyle Geçti (1932)
  • Elimle Seçtiklerim (1934)
  • Boğaziçi Şarkısı (Sadettin Kaynak ile birlikte, 1936)
  • Tatlı Sert (mizahî şiirler, 1938)
  • Akıncı Türküleri (1938)
  • Akarsu (1940)
  • Heyecan ve Sükûn (1959)
  • Zindan Duvarları (kıta tarzında şiirler, 1967)
  • Han Duvarları (İstanbul 1969).
  • Zafer Türküsü
  • Tiyatro oyunları
  • İlk Göz Ağrısı (Paul Hervieu’den uyarlama, 1922)
  • Sevk-i Tabîî (H. Kistemaeckers’den adapte, Sermet Muhtar Alus’la birlikte, 1925’te sahnelenmiş; basılmamış eser)
  • Canavar (1926)
  • Akın (1932)
  • Özyurt (1932)
  • Kahraman (1933)
  • Ateş (1939)
  • Dev Aynası (adapte, 1945’te oynanmış; basılmamış eser)
  • Yayla Kartalı (1945)
  • Okul temsilleri
  • Numaralar (1928)
  • Bir Demette Beş Çiçek (1933)
  • Yangın (1931; “Hanım Şiir Yazacak, Yeni Usûl, Mektublar” ile birlikte,1933)
  • Kanbur (Yarın mecmuasında yayımlanıp yarım kalmış, 1922)
  • Roman
  • Yıldız Yağmuru (1936)
Etiketler:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Categories