SERVETİFÜNUN EDEBİYATI

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 10:07

MEHMET ERDAL TORUN
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI/torunegitim.com

SERVETİFÜNUN

Servet-i Fünun Edebiyatı veya bilinen diğer ismiyle, Edebiyat-ı Cedide II. Abdülhamid döneminde, Servet-i Fünun adlı derginin çevresinde toplanan sanatçıların Batı etkisinde geliştirdikleri bir edebiyat hareketidir. Bu hareket 1896’dan 1901’e kadar etkili olmuştur. 16 Ekim 1901 yılında Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızcadan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” başlıklı, Fransa’nın 1789 rejimine rastgele bir atıfta bulunan makalesi, İdare tarafından kışkırtıcı olarak mahkum edildi ve dergi birkaç haftalık kapatıldıktan sonra,yine Ahmet İhsan’ın sorumluluğunda derginin tekrar çıkmasına izin verildi. Fakat en iyi yazarlar gitmiş, dergi etkisini yitirmişti, dolayısıyla Servet-i Fünun topluluğunun faaliyetleri de son bulmuştu. 1908 Devrimi’nden sonra bir süre de günlük gazete olarak varlığını sürdürmeye çalıştı.
Servetifünun
Servet-i Fünun dergisi aslen bir bilim dergisi olarak, Recaizade Mahmud Ekrem’in Mekteb-i Mülkiye’den öğrencisi Ahmet İhsan Tokgöz tarafından 1891’de çıkarılmaya başlanır. Recaizade Mahmud Ekrem bu dergiyi bir edebiyat dergisi haline getirmek için Muhsin Cevahir ile anlaşır. Galatasaray Lisesi’nden öğrencisi olan Tevfik Fikret’in derginin Kısm-ı edebi ser-muharrirliği (edebiyat bölümü başyazarlığı) görevine getirilmesini sağlar. Recaizade Mahmut Ekrem, 1895 sonunda, Malumat adlı bir dergide yazan Muallim Naci ve onun izleyicileriyle, kafiyenin göz için mi, yoksa kulak için mi olduğu tartışmasına giriştiğinde; bu gazeteye karşı cevaplarının bir kısmını Ser­vet-i Fünun dergisinde yayımlar. 1896’da yazarın etrafındaki gençlerin de dergi çevresinde toplanmasıyla Servet-i Fünun topluluğu meydana gelir ve bilim dergisi yerini tamamen bir edebi dergiye bırakır. Bu hareketin 1901 yılında, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızcadan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesinin II. Abdülhamid yönetimince kışkırtıcı bulunarak, derginin kapatılmasıyla son bulduğu kabul edilir.Bu hareket, derginin kapatılışından sonra, kendilerine Fecr-i Aticiler denilen Ahmet Haşim, Refik Halit Karay ve Ahmet Rasim gibi yazar ve şairler tarafından gözlemlenmiştir.
Servet-i Fünun dergisinin 24 Aralık 1908 tarihindeki kapağı İkinci Meşrutiyet’in ilk meclis toplantısını duyuruyor.
Şairler : Tevfik Fikret,Cenap Şahabettin,Hüseyin Siret Özsever,Hüseyin Suat Yalçın,Süleyman Nazif (İbrahim Cehdi)
Yazarlar: Halit Ziya Uşaklıgil,Hüseyin Cahit Yalçın,Hüseyin Rahmi Gürpınar (bağımsız yazar),Ahmet Rasim (bağımsız yazar),Mehmet Rauf,Ahmet Hikmet Müftüoğlu (daha sonra Milli edebiyat çevresinde eserler verdi)
Tevfik Fikret
Doğum Mehmed Tevfik 24 Aralık 1867 İstanbul, Osmanlı Devleti
Ölüm 19 Ağustos 1915 (47 yaşında) İstanbul, Osmanlı Devleti Meslek Şair, Öğretmen
Vatanım bütün yeryüzü, milletim insanlıktır. —Tevfik Fikret
Tevfik Fikret (24 Aralık 1867 – 19 Ağustos 1915), Türk şair, öğretmen, yayıncı. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde yetişti. Edebiyat-ı Cedide topluluğunun lideri olan Tevfik Fikret, devrimci ve idealist fikirleriyle Mustafa Kemal başta olmak üzere dönemin pek çok aydınını etkiledi. Türk edebiyatının Batılılaşmasında büyük pay sahibidir.
Yaşamı
Tevfik Fikret, Galatasaray Futbol Takımında, 1910 yılı şampiyonluk şildi ile – orta sıranın ortasında
Ailesi, öğrenimi
24 Aralık 1867’de İstanbul’un Kadırga semtinde dünyaya geldi. Ailesi ona Mehmed Tevfik adını vermişti. Babası Hüseyin Efendi, Çankırı’nın Bayramören ilçesine bağlı Dalkoz Köyü’nden ayrılıp İstanbul’a yerleşmiş Ahmet Ağa’nın oğlu idi. Hüseyin Efendi, oğlu doğduğu yıl İstanbul’da belediye meclis üyesi ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nde memur olmuştu. Sonraki yıllarda Osmanlı Devleti’nin Hama, Nablus, Akka, Urfa, Halep mutasarrıflıklarında bulundu. Annesi Hacı Hatice Refia Hanım, 1822’deki Yunan ayaklanmasında kimsesiz kalıp Osmanlılar’a sığınmış ve Müslüman olmuş iki Sakızlı Rum çocuğunun kızı idi. Mehmed Tevfik’in Sıdıka adlı bir kız kardeşi vardı.
Hac ziyaretine giden annesi Refia Hanım, 1879’da dönüş yolunda kolera nedeniyle ölünce Tevfik Fikret, 12 yaşında öksüz kaldı. Babası, saraya jurnal edilerek Arabistan’a sürgüne gönderildiği için kız kardeşi ile kendisinin bakımını anneannesi ve büyük yengesi üstlendi. Henüz çocukken annesini kaybetmek, onu hayatı boyunca etkiledi. 19 yıl sürgünde kalan babası da sürgünden hiç dönemedi ve orada öldü.
Aksaray’daki Mahmudiye Valide Rüştiyesi’nde öğrenimine başlayan Tevfik Fikret, çok dindar bir ortamda yetişmekteydi. Okulu, 93 Harbi yenilgisinden sonra Rumeli’den İstanbul’a gelen göçmenlere tahsis edilince öğrenimine Galatasaray Sultanisi’nde devam etti.[2] Bu yeni okula girişi hayatında bir dönüm noktası oldu. 11 yıl öğrenim gördüğü okulunda devrin önemli edebiyatçılarından Recaizade Ekrem, Muallim Naci, Muallim Feyzi gibi seçkin öğretmenlerin öğrencisi oldu. Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. Öğretmenlerinin teşviki ile yazdığı ilk şiiri, Tercüman-ı Hakikat’te yayımlandı. Nazmi mahlasıyla yazılmış, gazel tarzında bir şiirdi. Okulu 1888 yılında birincilikle bitirmiştir.
Memuriyet Yaşamı
Mezun olduğu yıl, Hariciye Nezareti İstişare Odası (Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi)’nde katip olarak işe başlayan Mehmed Tevfik, kısa bir süre sonra geçtiği Maarif Mektubi Kalemi’nden bir yıl dolmadan istifa ederek ayrıldı. Yeterince çalışmadığını düşündüğünden iş deneyimi onu hayal kırıklığına uğratmıştı. İstifası sırasında, gecikmiş maaşlarının ödenmesini maaşı hak etmediği gerekçesiyle reddetti.[3] Bu olay, onun dürüstlüğünü efsane haline getirdi. Hazine tarafından yine de kendisine topluca ödeme yapılınca tüm parayı Göçmenler Komisyonu’na bağışladı. Sadaret Mektubi Kalemi’nde kısa bir süre çalıştıktan sonra 1889 Ağustos’unda İstişare Odası’nda tekrar muavin olarak göreve başladı. Bir yandan da Yüksek Ticaret Okulu’nda Fransızca ve Türkçe dersleri vermekteydi.
Mirsad Dergisi: Kısa bir süre sonra Trabzon Valisi olacak dayısı Mustafa Bey’in 15 yaşındaki kızı Nazime Hanım ile 1890 yılında evlendi, dayısının evine yerleşti. Şiir konusunda bir süredir suskun olan Fikret, İsmail Safa’nın yönettiği Mirsad dergisinde “Bahar” şiirini yayımlayarak suskunluğu bozdu; aynı yıl Mirsad’da 18 şiiri daha yayımlandı. Derginin açtığı iki yarışmada birer birincilik alarak ününü arttırdı.
Mekteb-i Sultani’de Öğretmenlik: Osmanlı Lisanı Öğretmenliği Sınavını kazanarak 1892’de çok sevdiği Mekteb-i Sultani’ye atanması ile yaşamında yeni bir dönem açıldı. İlkokul üçüncü sınıf Türkçe öğretmeni olarak göreve başladığı okulda, Muallim Naci’nin vefatı üzerine edebiyat öğretmeni olarak çalışmaya devam etti. Hükümetin bütçede kısıntı yapıp memur maaşlarını yüzde on kesmesine tepki olarak 1895’te okuldan ayrıldı, inzivaya çekildi.
Malumat Dergisi: Mirsad dergisinin kapanması ile şiir yayımlamaya yeniden ara veren Tevfik Fikret, öğretmenlik yaptığı sırada 1894’ten itibaren, arkadaşları Hüseyin Kazım ve Ali Ekrem’in ısrarı ile yeni çıkaracakları Malumat dergisinin başyazarlığını üstlenmişti. Derginin kapandığı 1895 Mayıs’ına kadar 25 şiiri yayımlandı. Bunlar, eski şiirlerine göre daha batı tarzında şiirler idi. Şair, o yıllarda padişaha bağlı bir çizgideydi. Derginin ilk sayısında padişah Abdülhamit’i öven “Tebrik-i Veladet” şiirini yayımlamıştı.
Servet-i Fünun Dergisi: 1895’te Recaizade Ekrem, Fikret’i bir bilim dergisi olan Servet-i Fünun’un sahibi Ahmet İhsan ile tanıştırdı ve onları dergiyi bir edebiyat dergisi haline getirmeye ikna etti. Dergi, Tevfik Fikret yönetiminde çıkmaya başladığı 256. sayıdan itibaren bir edebiyat dergisi haline geldi. Şair, 1895 yılının Haziran ayında oğlu Haluk’un doğumuyla baba oldu. O sıralarda sanat yaşamının en verimli devresini yaşamaktaydı. Şiirlerini “Mehmed Tevfik” yerine “Tevfik Fikret” olarak yayımlamaya başlamıştı.
Yönettiği derginin etrafında yenilikçi bir grup aydın toplanmıştı ve dergi, bu sanat topluluğuna ismini verdi. Sanatta hem içerik hem biçimde atılım yapmayı ilke edinen, ağdalı dilleri ve karamsarlığı ile tanınan topluluğun hareketine ise Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) denildi. Bu ekolde Fikret’in yanı sıra Halit Ziya, Cenap Şahabettin, İsmail Safa, Mehmet Rauf, Samipaşazade Sezai, Hüseyin Cahit, Ahmet Şuayip, Hüseyin Siyret gibi adlar bulunuyordu.Kurulan bu topluluk, siyasal eylemlerden uzak görünüyordu. Zamanla Fikret’in şiirlerindeki toplumsal boyut arttı, ulusalcılık ön plana çıktı. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda Türkler’in büyük bir zafer kazanmasından etkilenerek kahramanlık ve zafer şiirleri yazdı. “Yenişehir Gazilerine” isimli şiirinde dünyaya meydan okudu.
Tevfik Fikret, 1896 yılı sonlarında Robert Kolej’de Türkçe dersleri vermeye başlamıştı, bu görevi ölümüne dek sürdürdü. Okul dışında kalan tüm zamanını dergiye veriyordu. O günlerde dostu İsmail Safa’nın evinde okuduğu Abdülhamit karşıtı bir şiiri, gözaltına alınmasına yol açtı. Evi arandı, söz konusu şiir bulunamayınca birkaç gün sonra serbest kaldı. Çok geçmeden, Robert Kolej’de bir çaya karısıyla birlikte gitmesi bahane edilerek gözaltına alındı. Bu olaylar, Fikret’te inziva düşüncesini derinleştirmişti; dostları Hüseyin Cahit, Mehmet Rauf, Hüseyin Kazım, Dr. Esat da düşüncelerine katıldı; birlikte Yeni Zelanda’ya gitmeyi; bu gerçekleşmeyince Hüseyin Kazım’ın Manisa’daki çiftliğine yerleşmeyi düşündüler ancak Tevfik Fikret vazgeçince arkadaşları da vazgeçti.[4] 1900 yılında ilgiyle karşılanan ilk kitabı “Rubab-ı Şikeste (Kırık Saz)”‘ı yayımlayan Tevfik Fikret, Ahmet İhsan ile dergi yönetiminde uyuşamadığı için ertesi yıl topluluktan ayrıldı. Artık sadece Robert Kolej’de öğretmenlikle meşguldü. Ricası üzerine Servet-i Fünun’un yönetimini Hüseyin Cahit üstlenmişti. Birkaç ay sonra Servet-i Fünun, Hüseyin Cahit’in Fransız İhtilali üzerine bir çevirisi yüzünden kapatıldı ve grup tamamen dağıldı.
Aşiyan: Serveti-i Fünun’un kapanması, baskılı yönetimden duyduğu karamsarlık, arkadaşları Hüseyin Siret ve İsmail Safa’nın sürgüne gönderilmesi, 1902’de kız kardeşi Sıdıka’yı kaybetmesi, babasının Irak’a sürülmesi ve 1905’te babasını da kaybetmesi, Tevfik Fikret’i çok yıpratmıştı. İstanbul’u ahlaksızlıkla suçlayıp lanetleyen ünlü “Sis” şiirini 1902 yılında İstanbul’un sisler altında olduğu bir günde yazdı.
Sıkıntılar içindeki şair, inziva düşüncesini gerçekleştirmek için Kadırga’daki konağın satışından elde ettiği parayla Robert Kolej’in yamacında, Rumelihisarı’nda planlarını kendi çizdiği bir ev yaptırmaya başladı. Üç katlı ahşap yapının inşaatı, 1905’te tamamlandı. Günümüzde müze olarak hizmet veren eve eşi ve oğlu ile birlikte yerleşti. Toplumla arasına bir mesafe koyabileceği, mesleğine devam edebileceği, ülkenin gidişatını uzaktan izleyip eser üretebileceği bu mekana Aşiyan (yuva) adını verdi. Evinin bahçesine gömülmeyi vasiyet etti.
Tevfik Fikret için artık ‘millet’, ‘din’, ‘tarih’, ‘kahramanlık’ gibi kavramlar anlamsızlaşmaya başlamıştır. “Tarih-i Kadîm” şiirini din ve tarihe karşı, “Lahza-i Teahhur”‘u Ermenilerin 1905’te Sultan II. Abdülhamid’e düzenledikleri suikastin başarısızlığına duyduğu üzüntü üzerine yazdı; ancak II. Meşrutiyet’in ilanına kadar bir daha hiç şiir yayımlamadı. Sürekli edebiyat üzerine düşünmekte ve Edebiyat-ı Cedide hareketinin içe dönük boyutunu aşacak bir edebiyat tavrına doğru ilerlemekteydi.
II. Meşrutiyet
Meşrutiyet’in ilanı, Tevfik Fikret’in inzivadan çıkmasını sağladı. Selanik’teki İttihat ve Terakki yönetiminin isteği üzerine Meşrutiyet’in İlanı’ndan 13 gün önce “Millet Şarkısı” adlı marşı yazmıştı. Devrimin habercisi olan bu marş elden ele dolaştı. Meşrutiyet’in ilanından sonra “Rücu (Geri Alış)” adlı şiirini yazarak İstanbul’a savurduğu lanetleri geri aldı.
Hüseyin Cahit ve Hüseyin Kazım ile “Tanin” adlı bir gazete çıkararak bütün gücüyle çalıştı. “Rücu” manzumesini “Sis” ile bir arada Tanin’in ilk sayfasında yayımlamıştı. Tanin, İttihat ve Terakki’nin yayın organı haline getirilmek istenince gazeteden ayrıldı.
Mektebi Sultani’de Müdürlük
Kendisine teklifi edilen Maarif Vekilliği’ni reddeden Tevfik Fikret, bu göreve getirilen Abdurrahman Şeref’in çağrısı üzerine Mekteb-i Sultani Müdürlüğü’nü kabul etti ve 1895’te istifa ettiği okula 1909 başında müdür olarak döndü. Okulun Beyoğlu’ndaki binası bir yangında yandığı için Beylerbeyi’ne taşınmıştı. Tevfik Fikret, eski binanın yeniden inşasını çok kısa sürede tamamlattı. Okula getirdiği yenilikler şikayete yol açmıştı. Toplantı salonunu mescidin üzerine yaptırdığı gerekçesiyle basının büyük eleştirilerine uğradı.31 Mart Olayı patlak verdiğinde Fikret, ayaklananların okulu yıkacakları haberini alınca “Sultani’yi yıkmak için önce beni yıkmak lazımdır” diyerek okulun önünde ayakta dikilmiş, bir söylentiye göre kendisini okulun demir kapısına zincirlemişti. Ayaklanmadan sonra, meşru saymadığı bir hükümet için çalışamayacağını söyleyerek eşiğine kadar geldiği istifadan onu öğrencileri döndürdü. Ne var ki bir süre sonra eski Maarif Nazırının yerine atanan yeni nazır Emrullah Bey’le anlaşmazlığa düştü ve 1910’da görevini kesin olarak bıraktı; bizzat Emrullah Bey’in ricası dahi onu kararından döndürmedi.
İnziva
Tevfik Fikret, Mekteb-i Sultani Müdürlüğü sırasında Darülfünun’da edebiyat dersleri de vermekte idi. 1910’da bu görevinden de ayrılıp yeniden Aşiyan’da inzivaya çekildi ve yalnızca Robert Kolej’deki derslere devam etti.
Fikret, Meşrutiyet yönetiminden hayal kırıklığına uğramış, artık İttihat ve Terakki Yönetimi’ne muhalif olmuştu. 1911’de yayımladığı “Haluk’un Defteri”’nde artık tek umudu olarak gördüğü gençliğe seslenen ve onlara çalışkanlığı, yurt sevgisini öğütleyen şiirlere yer verdi. Aynı yıl yayımladığı “Rubab’ın Cevabı” adlı bir diğer şiir kitabında halkın acılarını konu edinen şiirler vardı.
Fikret ve oğlu Haluk
Oğlu Haluk’un doğumundan itibaren onun ileride milleti bilgisiyle aydınlatacak bir kahraman gibi yetişmesini arzulayan Tevfik Fikret, 1909 yılında on dört yaşındaki Haluk’u elektrik mühendisliği eğitimi alması için İskoçya’nın Glasgow kentine gönderdi. Oğlunun vatan ve millet için faydalı bir birey olması arzusunu “Haluk’un Vedâı” ve “Promete” adlı şiirlerinde dile getirdi. Ne var ki Haluk, yanına yerleştirildiği Hristiyan ailenin etkisi ile din değiştirip Hristiyanlığı seçti ve babasının düşlediğinden çok farklı bir yaşam sürdü. 1913 yılında Amerika’ya gidip ailesine izini kaybettirdi; 1916’da Michigan Üniversitesi’nde Makine Mühendisliği’nden mezun oldu. Tekrar ülkesine dönmeyen Haluk Fikret, 1943 yılından sonra kendisini dine verip rahip oldu ve 1965 yılında Orlando, Park Lake Presbyterian Kilisesi rahibi iken hayatını kaybetti.
Son yılları
Şair, 1912’de, Trablusgarp Savaşı nedeniyle Meclisin feshedilmesine karşı öfkesini “Doksanbeşe Doğru” adlı şiirinde ifade etti. Bu şiiri, Nüzhet Sabit’in çıkardığı “Vazife Dergisi”’nde yayımlandı. Şiirinde, meclisin kapatılmasını, 36 yıl önce (hicri 1295 yılında) II. Abdülhamit’in meclisi kapatmasına benzetiyordu. Yalnızca padişahı değil, İttihat ve Terakki’yi de son derece sert biçimde eleştirmekte idi. Eleştirilerine, devrin yolsuzluklarını dile getiren “Han-ı Yağma”, yanlış bir kararla I. Dünya Savaşı’na girilmesini yeren “Sancak Şerif Huzurunda” şiirleriyle devam etti.
Fikret’in şiirleri devrin yöneticilerini kızdırmış ve şairin muhafazakar çevrelerden ağır eleştirilere uğramasına sebep olmuştu. Bu olumsuz tepkiler şairde büyük bir moral çöküntüsüne sebep oldu ve sağlığı bozuldu. Mehmet Akif’in kendisine Süleymaniye Kürsüsünde yönelttiği suçlamalara 1914’te kaleme aldığı “Tarihi Kadim’e Zeyl” adlı ünlü şiiriyle yanıt verdi. Modern bir okul açmak, yeni bir edebiyat dergisi çıkarmak gibi projeleri vardı ama bozulan sağlığı nedeniyle bunları gerçekleştiremedi; Son yıllarında çocuk şiirleri yazmakla meşgul oldu. Yalın bir dille ve hece ölçüsüyle yazdığı bu şiirleri 1914’te yayımlanan “Şermin” adlı kitapta topladı. Kitaba, genç yaşta ölen kız kardeşi Sıdıka’nın kızı ve eğitimci Mustafa Satı Bey’in kurduğu Yuva adlı okulun öğrencileri ilham vermişti. Geçirdiği bir ameliyat sonrasında 19 Ağustos 1915’te Aşiyan’da hayatını kaybetti.
Galatasaray Spor Kulübü ile ilişkisi
1908-1909 yılları arasında Galatasaray Spor Kulübü’ nün hâmi başkanı olarak kulübü koruyucu şekilde davranmış, dönemin şartlarından etkilenmemesi için elinden geleni yapmıştır.
Mezarı
Tevfik Fikret, kayınpederi Mustafa Efendi’ye Aşiyan’daki evinin bahçesine gömülmeyi vasiyet etmiş olmasına rağmen Aşiyan’ın sonradan kimin eline geçeceği konusundaki şüphe ve endişeler nedeniyle Eyüp’teki aile mezarlığına gömüldü. Mezarı, 1945’te müze yapılan evine 24 Aralık 1961’de geçirildi.
MEHMET ERDAL TORUN
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI/GELECEK VİP
GELECEK VİP /Şehit Pamir Cad.Belediye 4 Nolu İşhanı Kat:2 Daire :9 İskenderun 0326 6139391/0543 7190731

Ölümünden Sonra
Şairin ömrünün son haftalarında sık sık Aşiyan’a gelen, şairle yakın dostluk kurup portrelerini yapan Mihri Müşfik Hanım, ölümünden hemen sonra Tevfik Fikret’in yüzünün ve sağ elinin kalıbını almıştır. Bu, Türkiye’de bilimsel olarak hazırlanan ilk maske çalışmasıdır.
Galatasaray Lisesi’nin bahçesinde, onun anısına 1920’lerde yaptırılmış bir anma mezarı bulunur. Şair, Rıza Tevfik’in başlattığı bir gelenekle ölümünün ilk yılından itibaren ölüm yıldönümlerinde evinde anılmıştır. 1918’deki törene Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal de katılmıştı.
“ Tevfik Fikret’in Tarih-i Kadim’i yok mu, işte o, dünyada yapılması gereken bütün devrimlerin kaynağıdır… ”
Mustafa Kemal Atatürk
Tevfik Fikret manzum öykü biçiminde kaleme aldığı eserlerinde aruz ölçüsünü başarıyla kullanıp konuşma diline yaklaştırdı. Türk edebiyatındaki ilk çocuk şiir kitabı Şermin’i yazdı. Ömrünün sonuna kadar öğretmenlik mesleğini sürdüren Tevfik Fikret, Ocak 1909’dan itibaren bir buçuk yıl süreyle Mekteb-i Sultani’nin müdürü olarak görev yaptı ve okulun efsanevi müdürü olarak ünlendi. Tevfik Fikret’in edebi hayatı 1880-1896 ve 1896 sonrası olarak ikiye ayrılır. İlk döneminde parnasizmin etkileriyle yazdığı şiirlerinde Sanat için sanat anlayışını, ikinci döneminde toplum için sanat anlayışını benimsedi; şiirlerinde uygarlık ve özgürlük gibi konuları işledi. Ağırlıklı olarak sone ve terza rima nazım şekillerini kullandı. İlk döneminde kullandığı yabancı sözcük ve kalıplar nedeniyle dili oldukça ağırdır. Çocuk şiirlerinden oluşan Şermin dışında tüm şiirlerini aruz ile yazdı. Nazım şekillerinde ve şiirin yapısında yaptığı değişikliklerle şiir dilini düz yazıya yaklaştırmıştır.
Eserleri
Rübab-ı Şikeste (1900),Tarih-i Kadim (1905),Haluk’un Defteri Tevfik Fikret’in ikinci şiir kitabı (1911),Rubabın Cevabı (1911),Şermin (1914),Hasta Çocuk,Sis,Millet Şarkısı,Doksan Beş’e Doğru,Han-ı Yağma,Balıkçılar,Haluk’un Çocukluğu

Rübab-ı Cevab,Bir İçim SuServet-i Fünun dergisinin 24 Aralık 1908 tarihindeki kapağı İkinci Meşrutiyet’in ilk meclis
toplantısını duyuruyor.
Cenap Şahabettin
Cenap Şahabettin, (21 Mart 1870, Manastır – 12 Şubat 1934, İstanbul) Servet-i Fünun dönemi şairi ve yazarıdır. Edebiyat-ı Cedide’nin önde gelen temsilcilerindendir.
1870’te güzel Rumeli şehirlerinden Manastır’da doğdu. Babasının Plevne’de şehit düşmesinden sonra ailesiyle İstanbul’a geldi. İlköğrenimini Tophane’deki Fevziye Mektebinde yaptı. Gülhane Askeri Rüşdiyesini bitirdi. Tıbbiye İdadisinden sonra 1890’da Askeri Tıbbiyeden mezun oldu. İhtisas yapmak üzere Paris’e gönderildi. .
Paris’te dört yıl cilt hastalıkları ihtisası yaptı. Yurda döndükten sonra hekim yüzbaşı olarak Mersin, Rodos, Cidde’de karantina hekimliği ve sıhhiye müfettişliği yaptı. 1914’te emekliye ayrıldıktan sonra Darülfünûn’da “Batı Edebiyatı”, “Fransız Dili”, “Türk Edebiyatı Tarihi” dersleri okuttu.
12 Şubat 1934’te beyin kanaması nedeniyle İstanbul’da yaşamını yitirdi.14 Şubat’ta sade bir törenle Bakırköy Mezarlığı’nda kızı Destine Hanım’ın yanına gömüldü.
Çalışmaları
Edebiyata ilgili bir ailede doğan Cenap Şahabettin küçük yaşta şiir yazmaya başladı. İlk şiiri 1885’te daha öğrenciyken Saadet gazetesinde yayınlandı. Önceleri Muallim Naci’nin etkisiyle divan edebiyatı tarzı şiirle uğraştı. Daha sonra Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan’dan ve özellikle Paul Verlaine’den etkilenerek Batı tarzı şiire yöneldi. Servet-i Fünun dergisinde şiirleri yayımlandı. Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil’le birlikte Servet-i Fünun edebiyatının üç önemli isminden biriydi. Gelenekçi şairlerin en çok saldırdığı yenilikçi şairdi. Diğer Servet-i Fünuncuların tersine bireysel şiiri tercih etti. Edebiyat-ı Cedide’nin en aşırı örneklerini verdi.
1908’den sonra düz yazı ağırlıklı yazmaya başladı. Tanin, Hürriyet, Kalem ve Hak gazetelerinde makaleler yazdı. Şiirleri ölümünden sonra kitaplaştırılan yazarın gezi, makale ve tiyatro eserleri sağlığında basılmıştı.
Edebi kişiliği
Türk şairlerine sembolizmi ve parnasizmi öğreten Şahabettin “sanat sanat içindir” anlayışını benimsemişti. Aruz ölçüsüyle yazdığı eserlerinde ahenge ve müzikaliteye önem vermişti. Şiiri “nesir-musikisi” olarak tanımlıyordu. Heceleri müzik düzeyinde uyumlu kullanmayı savundu. “Yakazat-ı Leyliye” ve “Elhan-ı Şita” şiirleri bu tarzdadır. Şiirlerinde kullandığı “Sâât-i semenfâm”, “çeng-i müzehhep”, “nay-i zümürrüt” gibi deyimler ve imgeler, döneminin edebiyat dünyasında önemli tartışmalara yol açtı. Dilde sadeleşme tartışmalarında Osmanlıca’yı savundu, karşıtlarını alaycı bir üslupla eleştirdi.
Eserleri
Şiir : Tâmât (1887),Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra),Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra),”Elhan-ı Şita”
“Yakazat-ı Leyliye”
Tiyatro : Yalan,Körebe (1917),Küçükbeyler,Merdud Aile
Gezi yazısı : Hac Yolunda (1909),Afak-ı Irak (1917),Avrupa Mektupları (1919),Suriye Mektupları (1917)
Düz yazı : Evrak-ı Eyyam (1915),Nesr-i Harp (1918),Nesr-i Sulh (1918)
İnceleme : William Shakespeare (1932),Kadı Burhanettin
Süleyman Nazif
Süleyman Nazif (d. 29 Ocak 1870, Diyarbakır – ö. 4 Ocak 1927, İstanbul), Osmanlı İmparatorluğu ve erken Cumhuriyet döneminin Türk aydın, şair, yazarı ve devlet adamıdır.
Servet-i Fünun dönemi şairi olan sanatçı; anlayış ve tarz olarak Namık Kemal’in devamıdır. Edebî karakteri kadar hazırcevaplığı ve nükteleri ile de üne kavuşmuştur.
Doğum 29 Ocak 1870
Diyarbakır, Osmanlı İmparatorluğu

Ölüm 4 Ocak 1927 (56 yaşında)
İstanbul, Türkiye

Meslek Şair ve Yazar

Yaşamı
1870’te Diyarbakır’da dünyaya geldi. Babası, şair ve tarihçi Said Paşa; annesi bir aşiret liderinin kızı olan Ayşe Hanım’dır. Şair Faik Ali Ozansoy’un ağabeyidir.
Babasının görevi nedeniyle Harput ve Maraş’ta bulunduktan sonra Diyarbakır’da rüştiye öğrenimi gördü.1879’da Mardin’deki babasının yanına gitti ve öğrenimini özel yollardan gerçekleştirdi. Farsça’yı babasından, Arapça’yı Muş müftüsü Emin Efendi’den Fransızca’yı da Aleksander Gregoryan adlı bir Ermeni’den öğrendi.
1892’de babasını kaybettikten sonra Diyarbakır Valiliğinde Meclis-i Vilayet kâtipliği, yaptı; 1895 tarihli Diyarbakır Vilayet Salnamesi’ni hazırladı. Bir yanda da Diyarbakır Gazetesi’nde başyazarlık yaptı, vilayet matbaasını yönetti.
1896’da Diyarbakır’a Ermeni meselesini araştırmak için gelen Abdullah Paşa’nın takdirini kazandı ve Abdullah Paşa ile Musul’a gitti. Yedi ay sonra tekrar Diyarbakır’a döndü; görevlerinden istifa ederek İstanbul’a gitti. II. Abdülhamit yönetimine karşı mücadele edebilmek için 1897’de Paris’e kaçtı. Sekiz ay kaldığı Paris’te Ahmet Rıza Bey’in çıkardığı Meşveret gazetesinde istibdat aleyhine yazılar yazdı ; “Malumu İ’lam” isimli risale ile “Namık Kemal” adlı risalesini “Abdullah Tahir” takma adıyla bastırdı.
Yurda dönüşünden sonra II. Abdülhamit tarafından vilayet mektupçusu sıfatıyla Bursa’da ikamete memur edildi;1908’e kadar Bursa’da kaldı. Bu dönemde Mısır’da İmzasız Risaleler’i yayınlanmış ve Servet-i Fünun dergisine de dedesinin ismi olan İbrahim Cehdî müstearı ile yazılar göndermişti. 1906’da ilk şiir kitabı “Gizli Figanlar”’ı imzasız olarak Mısır’da bastırdı. Ardından El Cezire Mektupları adlı eseri yayımlandı.
II. Meşrutiyet dönemi
1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı üzerine İstanbul’a döndü; İttihat ve Terakki Partisi’ne üye oldu. Bir süre Ebuzziya Tevfik ile birlikte Tasvir-i Efkâr gazetesini çıkardı. Daha önce Paris’te yayımladığı Malumu İ’lam isimli risaleyi yeniden bastırdı.
Yeni yönetim tarafından Basra (1909), Kastamonu (1910), Trabzon (1911) valiliklerinde görevlendirildi. 1912’de İstanbul’a gelerek Hak Gazetesi’ni çıkardı. 1913’te Musul ve 1914’te Bağdat valilikleri yaptı. Bağdat valisi iken Şıpka Kahramanı Süleyman Paşa’nın mezarını yaptırarak mezarının başında okunmak üzere bir hitabe hazırlamak istedi ancak bunu gerçekleştiremeyince bu arzusunu hitabeyi risale olarak “Süleyman Paşa” ismiyle bastırmak suretiyle gerçekleştirdi.
I. Dünya Savaşı yılları
1915’te devlet memurluğundan ayrılıp tüm zamanını yazarlığa ayırdı. Yazılarını 1917’’e “Batarya ile Ateş” adıyla bastırdı. Aynı yıl Türk askerinin Galiçya Cephesindeki kahramanlıklarını anlatan “Âsitân-ı Tarihte” yayınladı.
1918’de “Firâk-ı Irak” adlı ikinci şiir kitabını yayımladı. Kitapta “Kübalılar” adlı şiir dışında tüm nesir ve nazım yazılar, Irak’ın Osmanlı Devleti’nden ayrılması üzerine kaleme alınmıştır.
Mütareke dönemi
1918’de Cenap Şahabettin ile birlikte Hadisat Gazetesi’ni çıkardı. İstanbul’un işgalinden sonra Hadisat Gazetesi’nde işgalcileri uyararak halkın böyle bir işgali kaldıramayacağını söyledi. Vilayat-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulmas›na öncülük etti. 23 Ocak 1920’de Darülfünun’da Türk dostu Pierre Loti’yi anmak üzere düzenlenmiş gibi gösterilen ancak Fransız kuvvetlerini protesto niteliği taşıyan toplantıda meşhur “Pierre Loti Hitabesi” ile dinleyicileri coşturdu. İstanbul’un işgalini sert dille eleştirdiği “Kara Bir Gün” başlıklı yazısı Hadisat’ta yayınlandığında büyük yankı uyandırdı. Yazısında İstanbul’a küstah bir Napolyon çalımıyla giren Fransız komutanını ayıplıyor, yeriyor, Paris’in de bir zamanlar Almanlar tarafından böyle işgal edildiğini hatırlatıyor, onları alkışlarla karşılayan azınlıkları da yerden yere vuruyordu. Bu hareketleri nedeniyle İngilizler tarafından Malta adasına sürüldü.
Malta sürgünlüğü
Süleyman Nazif, Malta’da 20 ay kadar kaldı. Oradayken “Çal Çoban Çal” adlı eseri basıldı (1921), “Daüssıla” adlı şiiri ününü iyice arttırdı. 1922’de İstanbul’a dönebildi.
Son yılları
Malta sürgünü dönüşünde milli duygulara hitap eden yazılar yazmaya devam etti. İstanbul Muallim Mektebi’nde verdiği “Namık Kemal” adlı konferansın metnini 1922’de aynı isimle bastırdı.Aynı yıl, mektuplar ve makalelerden oluşan “Tarihin Yılan Hikâyesi” adlı eserinde son Osmanlı hükümdarı Mehmet Vahdettin’e şiddetle hücum etti. Padişahların halkın elinden gasp etmek suretiyle sahip oldukları mallarla ilgili makalelerini de 1922’de “Çalınmış Ülke” adıyla kitaplaştırdı. Daha önce Yeni Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayınlanan “Nâsîrîddün Şâh ve Bâbîler” adlı eserini 1923’te yayımladı. Malta’da sürgündeki duygularını anlatan “Malta Geceleri” adlı üçüncü şiir kitabını 1924’te yayımladı. Cemiyet-i Akvam’daki İngiliz delegesinin Türkiye’deki Hristiyan azınlığa yapılan muamelenin tespiti için bir heyet gönderilmesini istemesi ve aynı dönemde Fas’taki istiklâl mücadelesini bastırmak için Fransız, İspanyol ve İngiliz kuvvetlerinin birleşmesi üzerine Süleyman Nazif, bu konudaki makalelerini bir araya getirdiği “Hazret-i İsâ’ya Açık Mektup” adlı eserini 1924’te bastırdı. Bu, Hristiyanları İsa’ya şikayet eden bir şikayetname idi.
Ölümüne kadar yazdığı diğer eserler şunlardır: Mehmet Akif (1924, daha önce Servet-i Fünûn’da çıkan beş makalesinden oluşur), Külliyât-ı Ziya Paşa (1924), İki Dost (Ziya Paşa ve Namık Kemal, 1925), Fuzûlî (1926), İmâna Tasallut-Şapka Meselesi (Fes yerine şapka giyilmesi konusunda İskilipli Atıf Hoca ile giriştiği polemik yazıları 1925), Kâfir Hakîkat (1926, Fas Mücahidi Abdulkerim’in esir düşmesi üzerine yazmıştır), Lübnan Kasrı’nın Sahibesi (1926, Fransız romancı Pierre Benoit’ten çeviri roman), Yıkılan Müessese (1927, İttihat ve Terakki hakkında yazdıkları).
1927 yılı başında zatürreden öldü. Cenazesini kaldıracak malvarlığı dahi bulunmuyordu. Cenaze giderleri, Türk Hava Dergisine yaptığı birçok yazı yardımlarının yüklediği manevî bir borçla Türk Tayyare Cemiyeti tarafından karşılandı. Cenaze, belediye cenaze arabasıyla Ayasofya Camii’ne getirildi. Namazı orada kılındıktan sonra Edirnekapı dışında toprağa verildi. Kabri İstanbul Belediyesi’nce yaptırıldı. Daha sonra vefat eden yakın dostu milli şair Mehmet Akif, hemen yanı başına defnedilmiştir.
BAŞLICA ESERLERİ

• Gizli Figanlar (Şiirler, 1908)
• Batarya ile Ateş (1917)
• Firakı Irak (Irak’tan Ayrılış, Şiirler, 1918)
• Fuzuli (1920)
• Tarihin Yılan Hikayesi (1922)
• Çal Çoban Çal (1922]
• Malta Geceleri (1924)
• Mehmet Akif (1924)
• Hz. İsa’ya Açık Mektup (1924)
• İki Dost (1926)
• El-Cezire mektupları
• Mâlum-u İlâm
• Victor Hugo’nun Mektubu
• Boş Herif
• Süleyman Paşa
• İki İttifakın Tarihçesi • Batarya İle Ateş
• Asitanı Tarihte
• Pierre Loti Hitabesi
• Namık Kemal
• Tarihin İsyan Hikayesi
• Nasırüddin Şah ve Babiler (1923)
• Mehmed Akif
• Çalınmış Ülke
• İmana Tasallût
• Külliyat-ı Ziya Paşa
• Kafir Hakikat
• İki Dost
• Fuzuli
• Lübnan Kasrı’nın Sahibesi
• Yıkılan Müessese
Hüseyin Siret Özsever
Hüseyin Siret Özsever (d. 1872, İstanbul – ö. 27 Şubat 1959), Türk şair.
Mülkiye Mektebi’ni bitirdi. Hariciye Mektebi kaleminde ve Nafia Tercüme kaleminde çalıştı. II. Abdülhamid’in siyasetine karşı olduğu için Hısnımansur’a (Adıyaman) tahrirat katibi tayin edildi (1897); fakat bir İngiliz gemisiyle Kahire’ye, Mahmud Celaleddin Paşa’nın daveti üzerine oradan Paris’e gitti. Paris’teyken İstanbul hükümeti tarafından idama mahkûm edildi.
1896-1898 yılları arasında Edebiyat-ı Cedide topluluğunda yer alan şair, bu dönemde dil, şekil, tema ve sanat anlayışı bakımından Edebiyât-ı Cedîde’nin ortak özelliklerini sürdürür. Şiirlerinin çoğunda aşk, kadın, tabiat ve özlem gibi bireysel temaları işler.
Meşrutiyet’in ilanından (1908) sonra Türkiye’ye döndü. Vilayet mektupçuluğuna ve Hazinei Evrak Müdürlüğü’ne tayin edildi; İsviçre’ye gitti. Mütarekeden sonra İstanbul’a döndü; edebiyat öğretmenliği ve Hariciye nezareti mektupçuluğu yaptı. Edebiyatı Cedide topluluğu içinde Tevfik Fikret’in etkisi altında kalarak yazdığı şiirlerinden nazım tekniğine ve dile önem verdi. 1900’de Adıyaman’a sürüldükten sonraki şiirlerinde Ömer Senih takma adını kullandı. Son şiirlerinde hece ölçüsünü denedi; dilde sadeliği benimsedi.
Leyâl-i Girizan (Kaçan Geceler) (1910),Bağbozumu (1928),Kıvılcımlı Kül (1937)
Hüseyin Suat Yalçın
Hüseyin Suat Yalçın (İstanbul, 1867 – 21 Mart 1942, İstanbul) Türk yazarıdır. Hüseyin Cahit kardeşidir. Tıbbiye’yi bitirdikten (1886) sonra öğrenimini Paris’te sürdüren (1893-1895) Hüseyin Suat Yalçın İstanbul 10. Belediye Dairesi hekimliği, Suriye vilayeti sıhhiye müfettişliği (1898-1908), Meclis-i Kebir-i Sıhhiye üyeliği gibi görevlerde bulundu (1908-1918). Ulusal kurtuluş hareketine katıldı. Cumhuriyet’in ilanından sonra Deniz Yolları hekimliğine getirildi. Ölümüne kadar bu görevde kaldı. Kalem dergisinde “Gâve-i Zalim” adıyla mizahi yazıları yayımlandı. Dârülbedayi’nin kuruluşunda büyük katkısı oldu. “yüzlerdeki sahte gülücüğü, maskeyi kaldır; gözyaşlarının bak ne acı izleri vardır! ”
Şiirleri: Lâne-i Melâl (1910),Gave’nin Destanı (gülmece şiirleri, 1923),Hüseyin Suat Yalçın ve Şiirleri (karısı Efzayiş Suat tarafından hazırlanmıştır, içinde yeni şiirleri de vardır, 1949).
Oyunları: Şehbal Yahut İstibdadın Son Perdesi (1908)
Bu beş perdelik piyesin konusu İstibdat Devri’nde geçer. Fehim Paşa, Abdülhamit zulmünün aletidir. Evli bir kadın olan Şehbal’i, kocasından boşanıp kendisiyle evlenmesi için zorlayarak ona şantaj yapar. Buna boyun eğen Şehbal, Fehim’in metresi olur. Bir süre sonra sıkılan Fehim Şehbal’i sokağa atınca kadın, aç ve sefil yaşamaktan verem olup ölür. Hürriyet ilan edilince Fehim de kesilir.
Kirli Çamaşırlar (1910)
Nedim Bey modaya düşkün, müsrif eşi Cevza’dan şikayetçidir. Nedim Bey eşine bu müsrifliği bırakmasını, yerli bir terzi bularak tutumlu olmasını teklif eder. Bu teklif kavgaya sebep olur. Cevza Nedim’in çapkınlık yaptığını düşünerek evi terkeder ama sonra dayanamayıp geri döner.
Ahirette Bir Gün (Yayımlanışı: 1910)
Hece vezniyle bir perde olarak yazılmıştır. Ölümün ayırdıkları son mekan olarak ahirette buluşurlar. Aşk konusu ahirete aksettirilerek yüceltilir.
Deva-yı Aşk (Yayımlanışı: 1910)
Bir perdelik komedidir. Doktor Dehriye Efendi aşk hastalığını tedavi eden bir aşı bulur. Piyano öğretmeni Clara ile sevgilisi tedaviye gelirler ve aşı olurlar. Ama doktor Clara’ya aşık olur. Asistanı zorla ona aşı yaparak onu bu dertten kurtarır. Dehri Efendi aşık haline tekrar dönmek istese de bunun bir çaresi yoktur.
Çifteli Mikroplar
Merdüm Bey, Rum hizmetçisi Katyopi ile bir otelde gizlice buluşur. Kalyopi aşırı yemekten dolayı fenalaşıp bayılır ve bunun kolera olduğu düşünülerek ikisi de karantinaya alınır. Merdüm Bey’in eşi durumu öğrenince ikisini de döver.
Hülle
Bir perdelik komedidir. Afife, on kişiyle evlenmiştir. Son kocasından üç kere boşanmıştır. Yeniden evlenmek isterler ve hülleye başvururlar. Afife’nin arkadaşı, hülle için ona Ferhat Ağa’yı ayarlar. Ama Afife arkadaşının kocasını ayartır ve hülle gecesi onu dolaba saklar. Ferhat Ağa, gece Afife ile beraber olmak ister. Bu piyes hülle uygulamasını eleştirir.
Yamalar
Emel ile Fahir Zeyyat, halaları ve amcalarının yanında büyümüştür. Halalarının oğlu Nihat bir Fransız’la evlenir. Amca Fikret Bey bunu doğru bulmaz. Avrupalı kadınları kendi hayatlarında bir yama olarak görür. Emel, Nihat onun sevgisini anlamayınca hiç evlenmemeye karar verir. Emel’in gizli sevgisini öğrenen Nihat da Emel’i sevdiğini anlar ve karısından boşanmak ister. Bu arada Fahir Zeyyat’ın arkadaşı da Emel’e taliptir. Emel, bu iki kısmeti de geri çevirerek halasıyla beraber Anadolu’ya gitmeye karar verir.
Kayseri Gülleri (1920),Tayyare (1927),Küçük Kedi(1927)
Yazarlar
Halid Ziya Uşaklıgil
Halid Ziya Uşaklıgil (1866 – 27 Mart 1945), Servet-i Fünun ve Cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazar.(Bazı edebi yazılarını Hazine-i Evrak dergisinde Mehmet Halid Ziyaeddin adıyla yayımlamıştır.)
Servet-i Fünun edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu’nun yazarıdır. Türk romanının gerçek anlamda batılı bir kimlik kazanmasında önemli katkısı olmuş bir yazardır.
Osmanlı İmparatorluğu’nda Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912) ve Ayan Meclisi üyesi olarak görev yapmıştır.
Doğum 1866
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu

Ölüm 27 Mart 1945 (79 yaşında)
İstanbul, Türkiye

Takma ad Mehmed Halid (Ziyaeddin)
Meslek Yazar

Dönem Servet-i Fünun, cumhuriyet dönemi

Edebî akım Realizm, sembolizm

Yaşamı
İstanbul’un Eyüp semtinde doğdu. Uşşâkizâdeler diye anılan ve bir kolu İzmir’e yerleşerek halı ticaretiyle uğraşan Uşaklı Helvacızâdeler ailesine mensuptur. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak’tan İzmir’e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halid Ziya, o sırada İstanbul’a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım’ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi.
Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi’ne devam etti. 93 Harbi’nin başlaması ile Halil Efendi’nin işleri bozulunca aile, İzmir’e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi’nde sürdürdü. Ardından İzmir’de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı.
Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul’da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide “Mehmet Halid” adıyla yayımladı. İlk yazısı Hazîne-i Evrak’ta çıkan “Deniz Danası”dır. İlk edebi yazısı (mensur şiir) “Aşkımın Mezarı” ise Tercüman-ı Hakikat’te yayımlandı (23 Nisan 1883). 1884’te Envâr-ı Zekâ’ya tercümeler yaptı. Tevfik Nevzat ve Bıçakçızâde Hakkı’yla birlikte “Nevruz” dergisini çıkarmaya başladı (13 Mart – 27 Ağustos 1884 arasında on sayı). Burada Alfred de Musset, Victor Hugo gibi Fransız romantiklerinden nesir halinde şiir tercümeleri, Louis Figuier’den popüler fenle ilgili yazılar ve derginin ilavesi olarak George Ohnet’nin “Demirhane Müdürü” adlı romanını yayımladı.
İstanbul’a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir’e döndü. İstanbul’da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885’te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir’e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası’nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi’nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanı sıra Türk Edebiyatı dersleri verdi.
Hizmet Gazetesi
1886’da idadide birlikte çalıştığı arkadaşı Tevfik Nevzat ile birlikte “Hizmet” adlı bir gazete çıkararak yapıtlarını burada yayımladı. Hizmet, vali Halil Rıfat Paşa ve hukuk dairesi reisi himayesinde yayımlanmış ve şehrin kültür sanat hayatına canlılık getirmiş, Halit Ziya’ya ise geniş bir yazı alanı açmıştı. İlk eserlerinden “Nemide” (1889), “Bir Ölünün Defteri” (1889), “Ferdi ve Şürekâsı” (1894) Hizmet’te tefrika edilmiş duygusal, kısa romanlardır. 1885’te dizi olarak yayımlamaya başladığı “Sefile” adlı ilk romanı ise ahlaka aykırı olduğu gerekçesi ile yasaklandığı için yarım kaldı ve kitap haline gelmedi. Bu romanda masum bir genç kızın aldatılışını ve çektiği acıları anlatmaktaydı.
Halit Ziya’nın romanları kadar mensur şiirleri de ilgi uyandırmış ve moda olmuştu. Mensur şiirler, Muallim Naci gibi divan şiiri taraftarlarından olumsuz eleştiriler alsa da, Recaizade Mahmut Ekrem, Hizmet’e gönderdiği tebrik yazısı ile yetenekli bulduğu Halit Ziya’ya destek vermişti.
Yazar, dünya edebiyatı hakkında, tiyatro tarihi hakkında yazı dizileri hazırlamış; romantizmin temsilcisi Ahmet Mithat Efendi’yi eleştirdiği ve realizmi savunduğu bir eleştiri dizisi yayımlamıştır.
Halit Ziya, 1888’de annesi Bediye Hanım’ı kaybetti. 1889’da amcası ile iki aylık seyahate çıkarak Uluslararası Paris Sergisi’ni gördü. Gezi izlenimlerini Hizmet ve Tarîk’e gönderdiği mektuplarda anlattı.Aynı yılın sonunda Meclis-i Ayan Reisi Emin Ali Efendi’nin kızı Fatma Memnune Hanım’la evlendi. Halit Ziya’nın bu evlilikten 6 çocuğu dünyaya gelmiştir: Vedide, Bihin, Sadun, Güzin, Vedad ve Bülend. İlk çocuğu Vedide’yi geçirdiği bir hastalık sonucu kaybetti. Aynı şekilde Sadun ve Güzin’i de küçük yaşta kaybedecek, oğlu Vedat ise 33 yaşında trajik bir intiharla hayatına son verecektir. Halit Ziya, Sadun için Kırık Oyuncak, Güzin için Kırık Hayatlar ve Vedad için “Bir Acı Hikaye” adlı kitapları yazmıştır.
Servet-i Fünun
Bankadaki işinden ayrılıp İzmir’de vali kâtipliğine başlayan Halid Ziya, bu görevde uzun süre kalmadı. 1893’te, İstanbul’da Reji Genel Müdürlüğü’nden gelen başkâtiplik teklifi üzerine İstanbul’a gitti. Bu görevi on altı yıl sürdürdü. Bu işinde, vaktinin çoğunu okuma ve yazmaya ayırma fırsatı buldu. Reji’deki çalışma günlerinde Recaizade Mahmut Ekrem aracılığıyla Edebiyat-ı Cedide adlı edebiyat topluluğuna katıldı. Bu topluluğun en önemli isimlerinden birisi oldu. 1901’de kapatılıncaya kadar topluluğun çıkardığı Servet-i Fünun Dergisi’nde yazılar, hikâyeler, romanlar yayımladı. Kendisini Türk edebiyat tarihine mal eden büyük romanlarını bu topluluk içinde verdi.
Servet-i Fünun’da 1897’de tefrika ettiği Mai ve Siyah onu Edebiyât-ı Cedîde’nin tartışmasız en önemli romancı ve hikâyecisi yaptı Romanda acıklı aşk serüveni konusunu geri plana alıp dönemin basın dünyasını, Edebiyat-ı Cedide kuşağının bu dünyaya bakış açısını yansıttı. Bu roman, topluluğun beyannamesi vazifesini gördü.
İlk büyük Türk romanı kabul edilen Aşk-ı Memnu’yu 1898-1900 yılları arasında yazdı. Bu eserde zengin bir adamın genç ve güzel karısının yasak bir aşka sürüklenişini gerçekçi bir biçimde, olayın psikolojik nedenleri üzerinde durarak anlattı. Dönemin İstanbul alt kültürleriyle son derece içli dışlı olması, yazarın bu eserini yazmak amacıyla gerekli malzemeyi toplamak için gösterdiği çabanın ürünüdür. Özellikle de o dönem Boğaziçi’nde yalı sakini aileler arasındaki esrar kullanma geleneği, yazarın ciddi psikolojik açılımlar yaşamasına sebep olarak eserin gelişimine ciddi etki etmiştir. Eseri, 1909’da Sabah gazetesinde tefrika edildi.
Yazar, Mai ve Siyah’ ın gördüğü rağbet üzerine başka dergi ve gazete sahiplerinin kendisinden yazı istemesi üzerine tiraji yüksek İkdam ve Sabah gazetelerinde de yazılar yayımlamıştır. Ancak Servet-i Fünun’da yazan İsmail Safa’nın sürgüne gönderilmesi üzerine roman tefrika etmek dışında hiç yazı yayımlamadı.
Halid Ziya, 1901’de Kırık Hayatlar adlı romanı tefrika edilmekte iken Hüseyin Cahit’in “Edebiyat ve Hukuk” adlı yazısı üzerine Servet-i Fünun kapatıldı ve topluluk dağıldı.
Ayastefanos’a yerleşme
Halid Ziya, Servet-i Fünun kapatılıp topluluk dağılınca edebiyat hayatından uzun süre uzak kaldı. Rumların ve Ermenilerin yaşadığı bir balıkçı köyü olan Ayastefanos (bugünkü Yeşilköy semti)’a bir köşk yaptırdı ve Tevfik Fikret’in Aşiyan’a yerleştiği 1905 yılında Halid Ziya da kendi köşküne yerleşti. Bazı eserlerinin kitap halinde yayımını gerçekleştirdi. Reji’deki işleri dışında vaktini dostlarıyla sohbet ve okumayla geçirdi.
II. Meşrutiyet
Halid Ziya, Meşrutiyetin ilanı ile fikir ve sanat hayatının canlanması üzerine yeniden yazmaya başladı. Birçok gazete ve dergiye yazılar gönderdi. II. Abdülhamit döneminin “istibdat yılları” olarak anılan son yıllarını ve yurdu değiştirmek isteyenlerin mücadelesini konu alan “Nesl-i Ahir” adlı romanı kaleme aldı. Sabah gazetesinde tefrika edildikten sonra eseri kitaplaştırmadı. Bu arada Darülfünun’da Batı edebiyatı tarihi ve estetik dersleri verdi.
Sultan Reşat’ın Osmanlı tahtına çıkmasından sonra İttihat ve Terakki hükümeti tarafından mabeyn başkatibi olarak sarayda görevlendirildi. Saraydaki görevi sırasında yazmayı uygun görmediği için yazılarına ara verdi. Görevi gereği padişahla gezilere çıktı. 1911’de Âyân Meclisi üyesi oldu.
1912’de saraydaki görevi sona erdi. Darülfünun’da ders vermeye geri döndü.
1914’te Tedavi amaçlı bir Avrupa seyahatine çıktı. Saray ve Ötesi (1940-1942) ile Bir Acı Hikâye adlı hâtıratında Almanya ile ilgili geniş bilgi verdi; seyahat notlarını “Almanya Mektupları” başlıkları altında Tanin gazetesinde yayımladı.
Sait Halim Paşa’nın Almanya’ya inceleme gezisine gönderdiği şair ve yazarlar arasında Almanya’ya gitti, çeşitli kültürel faaliyetlere katıldı. Darülbedayi’de edebi kurul üyeliğinde bulundu. İttihat ve Terakki’nin iktidardan düşmesinden sonra Reji idaresinde yönetim kurulu başkanı oldu. 1918’de oğlu Halil Vedat ve yeğenleriyle çıktığı Avrupa gezisinden 14 ay sonra döndü.
Cumhuriyet dönemi
Milli mücadele döneminde genellikle Ahmet Cevdet’in İkdam Gazetesi’ne yazılar gönderdi. Çoğunlukla dil ve edebiyatla ilgili yazılar yazdı.
Cumhuriyet döneminde kendisini tamamen edebiyata verdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin şekillenmesini uzaktan izledi ve fazla eser vermedi.
1930’larda yazı hayatına büyük bir canlılıkla döndü. Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde yazıları yayımlandı. Özellikle hatıra tarzında yazılarıyla edebiyat dünyasında aktüel bir isim haline geldi.
Dil devrimi’ne gönülden inanan yazarın I. Türk Dili Kurultayı’nda (26 Eylül 1932) sunduğu, Türkçe’nin geçirdiği evreleri ve dil sevgisini sanatkârane bir üslûpla dile getiren bildiri çok ses getirdi.Bazı eserlerini sadeleştirdi ve Latin harfleriyle yeniden yayımladı.
1937’de Tiran elçiliğinde görevli oğlu Halil Vedat’ın 33 yaşında intihar etmesi üzerine büyük bir yasa girdi. Acısını, yazmakla hafifletmeyi seçti. Her türlü tedaviyi reddettiği uzun bir hastalığın ardından 27 Mart 1945’te hayatını kaybetti. Bakırköy mezarlığında oğlu Halil Vedat’ın yanına gömüldü.

Edebi Kişiliği
Altmış yıllık yazı hayatında şiir dışında pek çok eser kaleme alan Halid Ziya modern Türk edebiyatına romanları ve hikayeleriyle damgasını vurmuş bir yazardır. Türk romanının büyük ustası olarak kabul edilir.
Edebiyata Fransızca’dan ve İngilizce’den bazı küçük hikayeler çevirmekle girmişti. Çeşitli konularda yazı ve makalelerin ardından nesir niteliğinde şiirler yazmış, bu ürünlerine “mensur şiirler” adını vermişti. Bu hazırlıklardan sonra ilk roman denemelerini yaptı.
1886-1908 yılları arasında sekiz roman kaleme alan yazar, bu türdeki ilk eserlerini Fransız realistleri ve natüralistlerinden etkilenerek yazdı. Acemilik dönemi ürünü olan ilk romanlarından sonra Ferdi ve Şürekâsı ile olgunluk dönemine girdi ve ardından Servet-i Fünun’un edebî beyannâmesi olan Mâi ve Siyah’ı kaleme aldı.Romanlarında olaya dayanan anlatım yerine kahramanların iç dünyasını sanatkârane üslûpla tahlile dayanan yeni bir anlayış benimsenmiştir.Eserlerinde toplumsal mesaj verme endişesi taşımaz. Romanı, insanın iç dünyasına ait bir tür olarak görmüştür.
Hikâye türünün de Türk edebiyatındaki ilk gerçek temsilcisi olarak kabul edilir. Hikâyeleri, romanlarına oranla daha doğal ve yerlidir.
Roman ve hikâyeleri dışındaki en önemli eserleri anılarıdır. Türk edebiyatında anı türünde en çok eser vermiş yazarlardandır.
Eserleri
Romanları: Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Sefile, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, Nesl -i Ahir, Kezban-ı Kopya
Hikayeleri: Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, Bir Muhtıranın Son Yaprakları, Nakıl, Bu Muydu, Heyhat, Küçük Fıkralar, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Şi’r-i Hayal, Sepette Bulunmuş, Bir Hikâye-i Sevda, Hepsinden Acı, Onu Beklerken, Aşka Dairdi, İhtiyar Dost , Kadın Pençesi, İzmir Hikâyesi, Kar Yağarken
Büyük hikâyeler: Heyhat; Bu muydu?
Oyunları: Firuzan, Kabus, Fare
Hatıraları: Kırk Yıl, Bir Acı Hikâye, Saray ve Ötesi
Gezi Yazıları: Almanya Mektupları, Alman Hayatı
Denemesi: Sanata Dair
Mensur Şiir: Mezardan Sesler, Mensur Şiirler
Ansiklopedik kitapçıklar: Hamil, Va’z-ı Hamil; Mebhas-ül Kıhf; İlm-i Simya; Bukalemun-ı Kimya.
Sohbetler, makaleler: Kenarda Kalmış; Sanata Dair.
Hüseyin Cahit Yalçın
Hüseyin Cahit Yalçın, “Hüseyin Cahit” (7 Aralık 1875, Balıkesir (İstanbul nüfusuna kayıtlı)- 18 Ekim 1957, İstanbul), Türk gazeteci, yazar, çevirmen, siyaset adamı.
Yazı hayatına Servet-i Fünun döneminde edebiyatçı olarak başlamış, II. Meşrutiyet, Atatürk, İsmet İnönü dönemlerinde her daim sert kalemiyle yazdığı polemik ve eleştirilerle ve aynı zamanda da kültürün yaygınlaşmasına destekleriyle akıllarda kalmış, gazeteci, yazar, siyaset adamıdır.
Yaşamı:
7 Aralık 1875’te babasının görevi nedeniyle bulundukları Balıkesir’de dünyaya geldi. İstanbul’ lu bir ailenin oğlu olan Hüseyin Cahit’in babası, orta halli bir maliye memuru (Aşar Müdürü) olan Ali Rıza Efendi, annesi Fatma Neyyire Hanım’dır. Hüseyin Suat adında ağabeyi vardır. İlköğrenimini İstanbul’da, ortaöğrenimini Serez’de Askeri Rüştiye’de tamamladı. 1889’da İstanbul’daki Dersaadet İdadi Mülkisi’ne kaydoldu. Edebiyata ilgisi öğrencilik yıllarında başladı İlk romanı “Hayal içinde” 1891’de yayımlandı.
Lise öğrenimini tamamladıktan sonra 1893-1896 yılları arasında İstanbul’da, Mekteb-i Mülkiye’de yüksek öğrenim gördü. Okulun son sınıfında birkaç arkadaşıyla “Mektep” adlı dergiyi çıkararak gazeteciliğe başladı. Daha sonra Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılan Hüseyin Cahit, gazetecilik yaşamını Servet-i Fünun dergisinde yayımlanan öyküleri, sanata ilişkin makalelerinin yanı sıra, Mütalaa, Tarik, Sabah ve Saadet gibi gazetelerdeki yazıları ile de sürdürdü.
1896’da yüksek öğrenimini ikincilikle tamamlayan Hüseyin Cahit, bir süre Maarif Nezareti Mektub-i Kalemi’nde çalıştıktan sonra 1897 yılından itibaren Vefa ve Mercan İdadilerinde Türkçe, Fransızca öğretmenliği ve idarecilik yaptı[2]. 1899’da ilk öykü kitabı Hayat-ı Muhayyel yayımlandı.
Servet-i Fünûn dergisi
1900 yılında Tevfik Fikret’in dergiden ayrılmasından sonra Servet-i Fünun Dergisi’nin yönetimini üstlendi. 1901’de ikinci romanı “Hayal İçinde” Servet-i Fünun’da tefrika edildi. Dergi, 16 Ekim 1901’de yayımlanan, Fransızcadan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” adlı bir yazıda Fransız Devrimi’nden söz edildiği gerekçesiyle II.Abdülhamid yönetimince kapatılınca bir süre yazı yaşamından çekildi. 1901-1908’de dilbilgisi ve sözlük çalışması yaptı, “Türkçe Sarf ve Nahiv” adında bir dilbilgisi kitabı hazırladı.
Tanin Gazetesi ve Milletvekilliği
1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından sonra memuriyetten ayrılan ve edebiyatı bırakan Hüseyin Cahit; gazeteciliğe ve siyasete başladı. İttihat ve Terakki yöneticilerinin isteği doğrultusunda Ağustos 1908’de Tevfik Fikret ve Hüseyin Kazım Kadri ile birlikte Tanin gazetesini kurdu. İlk sayısı 1 Ağustos 1908’de yayımlanan gazetenin başyazarlığını üstlendi. İttihat ve Terakki’nin siyasi alanda bir nevi kalemşoru oldu. Tanin, zamanla kamuoyunun gözünde İttihat ve Terakki ile özdeşleşti ve onun yayın organı olarak görüldü.
Hüseyin Cahit, aynı yıl İttihat ve Terakki’den milletvekili seçildi. 1908-1912 Osmanlı Meclisi Mebusanı ile 1912 Nisan-Ağustos Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda İstanbul milletvekili olarak yer aldı. Meclisin ikinci dönem çalışmalarında meclis başkanlığını yürüttü.
31 Mart Ayaklanması
31 Mart Ayaklanması sırasında ayaklanmayı çıkaran gerici güçler tarafından matbaası basılan ve öldürülmeye çalışılan Hüseyin Cahit, saklanıp kurtulurken Lazkiye milletvekili Mehmet Aslan Bey, ayaklanmacılar tarafından Hüseyin Cahit sanılarak öldürüldü. Hüseyin Cahit ise Rus elçiliğinin yardımı ile Romanya’ya kaçtı ve Mehmet Reşat’ın tahta çıkarıldığı 27 Nisan 1909’da ülkeye dönerek gazetesinin yayınını sürdürdü.
Düyun-u Umumiye Vekilliği
1911’de Maliye Bakanı Mehmet Cavit Bey’in teklifi ile Düyunu Umumiye Dayinler vekili olarak görev verildi. 1922 Mayısında adaylığı Ankara hükümeti tarafından reddedilinceye kadar bu görev nedeniyle yüksek bir aylık almayı sürdürdü.
Tanin’in Satılması
Hükümete yönelik eleştirileri yüzünden 1912’de gazetesinin kapatılması üzerine Viyana’ya kaçan Hüseyin Cahit, Bâb-ı Âli Baskını’ndan sonra İstanbul’a dönebildi. 31 Ocak 1913’te yeniden çıkartmaya başladığı Tanin’de eleştirilerini artık İttihat ve Terakki’ye yöneltti. Partiden gelen uyarıların sıklaşması üzerine Tanin’i 30 Ocak 1914’te partiye sattı.
Malta Sürgünü
Hüseyin Cahit, I. Dünya Savaşı sonrası İstanbul’un işgal edilip meclisi dağıtan İngilizler tarafından Şubat 1919’da tutuklanıp “Bekirağa Bölüğü’ne” konulan 78 kişi arasındaydı. Diğer tutuklularla birlikte Malta’ya sürüldü (Haziran 1919). Malta’da ayrıcalıklı bir konumda oldu; bir otelde veya pansiyonda oturmasına, ailesini getirmesine izin verildi. Sürgünlüğü sırasında İngilizce ve İtalyanca öğrendi. “Oğlumun Kütüphanesi” adlı çeviri dizisini hazırlamaya başladı. 16 Mart 1921 günü Türk ve İngiliz hükümetleri arasında imzalanan anlaşma ile serbest bırakıldı. Diğer sürgünlerden ayrı olarak varlıklı diğer üç kişi ile birlikte 29 Nisan 1921 günü adadan ayrıldı Ailesi ile birlikte diğer Avrupa şehirlerini gezdikten sonra 15 Temmuz 1922’de işgal altındaki İstanbul’a döndü.
Renin ve Tanin
Hüseyin Cahit, 1922’de Malta’dan İstanbul’a döndükten sonra Tanin adıyla gazete çıkarmasına izin verilmeyince gazeteyi “Renin” adıyla çıkarmaya başladı. Bir yandan da çeşitli çeviri eserler yayınladı. Hüseyin Cahit, gazetesinde Anadolu’da devam eden milli mücadeleyi destekleyici yazılar kaleme aldı ve bir süre sonra gazetesinin adını Tanin’e dönüştürdü. Her ne kadar yazılarıyla İstiklal Savaşı’na destek verse de Saltanatın kaldırılması, cumhuriyetin ilanı, halifeliğin kaldırılması konularındaki tutumu nedeniyle gazete Ankara hükümeti tarafından muhalif bir yayın organı haline gelmekle suçlandı ve Hüseyin Cahit muhalif gazeteci ilan edildi.
İstiklal Mahkemesi’nde İlk Yargılanma
Lozan Anlaşması’ndan sonra Hint asıllı iki İngiliz’in İngiltere İslam Cemiyeti adına başbakanlığa gönderdikleri mektubu, henüz başbakanlığa ulaşmadan, 5 Aralık 1923 günü gazetesinde yayımlanması nedeniyle İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Başka iki gazetenin daha (İkdam ve Tevhid-i Efkar) başyazar ve müdürlerinin yargılandığı duruşmalar Ocak 1924’e kadar sürdü ve mahkeme tüm gazetecilerin beraatine karar verdi.
Tanin’in Kapatılması ve İstiklal Mahkemesi’nde İkinci Yargılanma
13 Şubat 1925’te çıkan Şeyh Said İsyanı sonrasında İsmet Paşa (İnönü) önderliğinde kurulan yeni hükümet, Takrir-i Sükun yasasını çıkarmıştı. İsyanın sorumlusu olarak İstanbul basını gösterilince Takrir-i Sükun yasası ile kurulan iki İstiklal Mahkemesi’nden birisi İstanbul’a gönderildi ve çoğunluğu muhalif olarak tanınan birçok basın organı 6 Mart 1925 günü kapatıldı. Aynı gün Hüseyin Cahit, bundan böyle siyasal yazılar yerine hatıra, ilmi makale ve hikayeler yazacağını duyurdu. Ne var ki Terakkiperver Parti’nin İstanbul Merkez Şubesinin 12 Nisan’da aranmasını gazetede “Dün Gece Terakkiperver Fırka basıldı” biçiminde duyurunca, Tanin de 16 Nisan’da süresiz kapatıldı. Gazetenin sahibi ve başyazarı olan Hüseyin Cahit, 20 Nisan’da Cebeci Hapishanesi’ne konuldu. 7 Mayıs 1925’te sonuçlanan dava sonucu Çorum’da ömür boyu sürgün cezasına çarptırıldı.
İzmir Suikast Girişimi ve İstiklal Mahkemesi’nde Üçüncü Yargılanma
Hüseyin Cahit, Çorum’da sürgün cezasını çekmekte iken İzmir’de cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik bir suikast girişimi ortaya çıkarıldı. Kurulan İstiklal Mahkemesi, suikastın arkasında eski İttihatçıların olabileceğini değerlendirerek 1923 yılında İstanbul’da Mehmet Cavit Bey’in evinde İttihatçıların yaptığı toplantıya katılanları Ankara ‘da yargılamaya karar verdi. Görülen dava sonucu 26 Aralık 1926’da Cavid Bey, Dr. Nazım, Hilmi ve Nail Bey’lerin idamına karar verildi ve cezaları o gece infaz edildi. Davada yargılananlardan birisi olan Hüseyin Cahit, beraat etti. İdam edilen arkadaşı Mehmet Cavit Bey’in eşine ve oğlu Şiar’a sahip çıktı.
Çorum Sürgünü Dönüşü
1926’da sürgün cezası kaldırılınca İstanbul’a döndü. Ne yeniden gazetecilik yapma olanağı ne de başka bir iş bulabildi; Malta sürgünü sırasında çevirdiği kitapları yayımlayarak geçim sıkıntısını hafifletmeye çalıştı. 26.6.1929 Tarihinde verilen pasaportla yurt dışına çıktı.(pasaport no : 2992) 1930 yılında Sanayi ve Maadin Bankası İdare Meclisi Başkanlığına atandı. 1933’te gerçekleşen I. Türk Dili Kurultayı’nda devlet müdahalesi ile dil değişikliği yapılamayacağını savundu. Dil konusundaki resmi görüşe karşı çıkması, bankadaki görevine son verilmesine neden oldu.
Fikir Hareketleri Dergisi
1933’te Akşam gazetesinde yazılar yazmaya ve cumhuriyetin 10. Kuruluş yıldönümünden itibaren Türk kültür hayatının önemli yayın organlarından biri olan Fikir Hareketleri dergisini yayımlamaya başladı. Fikir Hareketleri Dergisi, 1940 yılına kadar yayın hayatıını sürdürdü, 364 sayı yayımlandı. Derginin tüm yazılarını Hüseyin Cahit yazdı, liberal demokrasiyi savundu. Siyasete atıldığı 1939 yılına kadar dergide iç politika ile ilgili güncel yazılar yazmaktan uzak durdu. 1935-1946 arasında Yedigün Dergisi’nde sohbet, deneme, gezi yazıları yayımladı.
MEHMET ERDAL TORUN/ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI/GELECEK VİP/ GELECEK VİP Şehit Pamir Cad.Belediye 4 Nolu İşhanı Kat:2 Daire :9 İskenderun 0326 6139391/0543 7190731
TBMM Milletvekilliği
Atatürk’ün ölümünden sonra, İsmet İnönü’nün teklifiyle tekrar politikaya dönmüştür. V. Dönem (Ara Seçim),VI. Dönem Çankırı, VII., VIII. Dönem İstanbul ve IX. Dönem Kars Milletvekilliği yapmıştır. Milletvekilliği sırasında Birleşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma Komisyonu üyeliği yaptı, partisinde Grup Başkan Vekilliğine seçildi, Türk Basın Birliği Başkanı oldu. CHP’nin siyasi görüşlerini savundu.
Yeniden Tanin Gazetesi ve Tan Baskını
1943-47 yılları arasında Tanin Gazetesi’ni tekrar yayınladı. Gazetede 3 Aralık 1945 günü yayımlanan makalesinde komünizm propagandası yapmakla suçladığı Tan Gazetesi’ni açıkça hedef olarak göstermiş, ertesi gün Sabiha Sertel’i Moskova’nın emrinde biri olarak tanıtmıştı. O gün, Türk basın tarihinde Tan Gazetesi Baskını diye anılan olay gerçekleşti. Tan Matbaası’nın basılmasıyla başlayan olaylar dizisinde Yalçın’ın makalesinin büyük rolü olduğu kabul edilir. Yalçın, bu olay sonrasında, olay hakkında hiçbir yorum yapmamıştır. Tanin, 14 Kasım 1947 günü 1542. sayısı ile yayınına son verdi.
Ulus Gazetesi Başyazarlığı
Tanin Gazetesini kapadıktan sonra 11 Eylül 1948’den itibaren CHP’nin resmi yayın organ olma özelliği taşıyan Ulus Gazetesi’nde başyazarlık yaptı. En önemli polemiklerini Cumhuriyet’teki Nadir Nadi ile yaptı. Ulus, Yeni Ulus adı ile 8 Aralık 1953’de yeniden yayınına başladığında, Yalçın bu gazetenin de başyazarlığını yaptı. Ulus’ta yayınlanan bir yazısı nedeniyle dokunulmazlığı kaldırıldı.
Demokrat Parti yönetimine karşı bir yazısından dolayı 1954’de 79 yaşında tutuklanarak hapse girdi ve kısa süre sonra Cumhurbaşkanı tarafından bağışlanarak çıktı. Cezaevinden çıktıktan sonra da yazı yazmayı ve iktidarı eleştirmeyi sürdürdü. 1957 seçimlerinde tekrar milletvekili adayı oldu ancak seçimlerin sonucunu öğrenemeden 18 Ekim 1957 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti. Cenazesi, Feriköy Mezarlığı’na defnedildi.
Eserleri
Nâdîde (1891),Hayât-ı Muhayyel (1898),Hayal İçinde (1901),Hayât-ı Hakîkiyye Sahneleri (1909)
Türkçe Sarf ve Nahiv (üçüncü sene 1908, birinci sene 1910, ikinci sene 1910)
Türkçe Sarf ve Nahiv (yeni başlayanlar için, 1910),Kavgalarım (1910),Niçin Aldatırlarmış? (1922)
Edebî Hâtıralar (1935, Rauf Mutluay tarafından sadeleştirilerek Edebiyat Anıları adıyla yayımlanmıştır, 1975)
Siyasal Anılar (aynı adla Rauf Mutluay tarafından sadeleştirilip bazı kısımları çıkarılarak yayımlanmıştır, 1976).
Bazı çevirileri
Pierre Loti’den İzlanda Balıkçıları (1903),Leon Marillie’den Hürriyyet-i Vicdân (İstanbul 1906)
Anatole France’tan Allahlar Susamışlardı (1936),Tollio Murri’den Kürek Cehennemi (1936)
Joseph de Guignes’den Hunlar’ın, Türkler’in, Moğollar’ın ve Daha Sair Tatarlar’ın Târîh-i Umûmîsi (I-VIII, İstanbul 1923-1925),Leone Caetani’den İslâm Tarihi (I-X, İstanbul 1924-1927) ,Vilfredo Pareto’dan Sosyalist Meslekleri (1924)
Emile Durkheim’den Din Hayatının İbtidaî Şekilleri (I-II, İstanbul 1924),Yrjö Hirn’den Sanâyi-i Nefîsenin Menşeleri (1925),Stuart Mill’den Hürriyet (1927),A. Lawrence Lowel’dan İngiltere’nin Hükûmeti (I-V, İstanbul 1927)
Alfred Binet’den Ruh ve Beden (1927),Etienne Vacherot’dan Demokrasi (1931),Busbeke’ten Türk Mektupları (1939)
Adolf Hitler’den Kavgam (1940),Arthur Koestler’den Sovyet Efsanesi ve Hakikat: Kızıl Rusya’nın İç Yüzü (1947)
MEHMET ERDAL TORUN
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI/GELECEK VİP
GELECEK VİP /Şehit Pamir Cad.Belediye 4 Nolu İşhanı Kat:2 Daire :9 İskenderun
0326 6139391/0543 7190731
Mehmet Rauf
Mehmet Rauf (d. 12 Ağustos 1875 – ö. 23 Aralık 1931), Türk edebiyatçı. İstanbul’da doğmuş ve küçük yaşta edebiyat ile ilgilenmeye başlamıştır. Bahriye Okulu’na gitmiş, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Yakından takip ettiği Halit Ziya Uşaklıgil’in eserlerine ve realizm akımına ilgi duymuştur. Fransız yazar Paul Bourget’yi okudu ve ondan etkilendi. 1896 yılından itibaren Servet-i Fünûn’da yazmaya başladı. Roman, hikâye ve tiyatro türünde eserler vermiştir. Psikolojik tahlillere büyük önem verir. Bu yüzden eserlerinde kahraman sayısı azdır.
Romanlarında genelde İstanbul ve çevresinde yaşayan seçkin ailelerin arasında geçen aşk ilişkilerini konu almıştır. Zaman zaman şiirler de yazmıştır.
Eserleri
Roman
• Eylül (İlk psikolojik romandır)
• Ferda-yı Garam
• Karanfil ve Yasemin
• Genç Kız Kalbi
• Böğürtlen
• Son Yıldız
• Tuba • Halas
• Ceriha
• Kan Damlası
• Define
• Bir Zambak Hikâyesi
• Darendem
Hikâye
• İntizar
• Son Emel
• Bir Aşkın Tarihi
• Üç Hikaye
• Aşk Kadını
• Eski Aşk Geceleri
• Gözlerin Aşkı • Aşikane
• Hanımlar Arasında
• Pervaneler Gibi
• Kadın İsterse
Şiir
• Kazım
• Sonbahar
Mensur Şiir
• Siyah İnciler
Tiyatro oyunları
• Pembe Köşk
• İki Kuvvet
• Yağmurdan Doluya
• Pençe (1920): İkisi de evli olan Vasfi ve Ferdiye yasak ilişki yaşamaktadırlar. Ferdiye’nin kocası bu durumu öğrenince Vasfi’yi öldürmeye kalkar. Bir yandan da Pertev’in Leman’la bir ilişkisi vardır. Ama Leman’ın sadece Pertev’le ilişkisi yoktur. Leman Pertev’le evlenebilmek için ona plan kurar. Ama uşağı Beşir’le beraber yakalanınca her şey ortaya çıkar. Pertev, son derece efendi biri olan eniştesi Ferit Bey’in tavsiyelerine uyar. Müstakbel eşini faziletli kadınlar arasından seçecektir. Vasfi ise Ferdiye’nin kocası tarafından yaralanınca, şefkati, ilgiyi yine terk ettiği karısında bulur.
• Sansar (1920): Aslında teyzesinin oğlu Azmi’yi seven Lamia zorla Refik’le evlendirilir. Evin kahyası, çıkardığı dedikodularıyla Refik’in Lamia ve Azmi’yi öldürmesine zemin hazırlar.
• Cidal (1911): Paris’te okumuş olan Mecdi, halasının kızı Nesime ile evlenir. Bir süre sonra halasının gelini Behice ile gizli bir ilişki yaşar. Bu iş meydana çıkmadan Behice’nin eşinin başka bir yere tayini çıkar ve giderler. Mecdi de evliliğine döner. Bu eserde güzel sanatlar önemli bir yer tutar.
• Diken (1911): Nafi Bey, karısına ve kızı Bihter’e para yetiştiremez ve onlar üzerinde bir otoritesi yoktur. Mahallenin zengini olan Hami Bey yanlışlıkla Bihter’i ister. Bihter’in ailesi zenginlik hayalleri kurarken olayın aslı ortaya çıkar.
Ahmet Hikmet Müftüoğlu
Ahmet Hikmet Müftüoğlu (3 Haziran 1870, İstanbul – 19 Mayıs 1927), Türk yazar ve diplomat.
Diplomat olarak görev yaparken bir yandan da edebiyatla uğraşmış olan Ahmet Hikmet Bey, başlangıçta Servet-i Fünun Topluluğu içinde yer almış, daha sonra bu toplulukla bağlarını kopararak Türkçülük akımını benimsemiş bir yazardır. Hikâyelerini topladığı “Çağlayanlar” adlı kitabı, uyandırdığı milliyetçilik duyguları ile milli edebiyatta önemli yere sahiptir.
Yaşamı
1870’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası şair Yahya Sezai Efendi idi. Ailesi dönemin ulema sınıfındandı; dedesi Mora Müftüsü Abdülhalim Efendi idi. Babasını yedi yaşında iken kaybetti, ağabeyinin himayesinde büyüdü. Eğitimine Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi’nde başladı; Galatasaray Sultanisi’nde devam etti. Bu okulda Tevfik Fikret ile tanışıp arkadaşlık kurdu. Edebiyat merak lise yıllarında başladı. İlk eseri olan “Leyla Yahut Bir Mecnun’un İntikamı” lisede iken yayımlandı. 1888’de eğitimini tamamladıktan sonra Hariciye Nezaretinde çalışmaya başladı; bir yandan da Galatasaray Sultanisi’nde öğretmenlik yaptı.
Pire (Yunanistan) ve Poti (Kafkasya) şehbenderliğine vekalet etme göreviyle bir süre İstanbul’dan uzakta bulundu; 1896’da İstanbul’a geri döndü ve eski işine devam etti.
Edebiyata olan ilgisini çeviri yaparak sürdüren Ahmet Hikmet, Fransızca’dan iki çeviri eser yayımladı (tarımla ilgili “Patates”; kadın güzelliği ve cilt bakımıyla ilgili “Tuvalet yahut Letâfet-i Aza” adlı çeviriler). 1896’den itibaren Servet-i Fünun adlı edebiyat topluluğuna katıldı. İkdam ve Servet-i Fünun dergilerinde yayımladığı yazıları “Haristan” ve “Gülistan” adlı iki eserde topladı. Bu eserlerde hayal ürünü konular işlemekte, anlaşılması güç ağır bir dil kullanmaktaydı.
1898-1908 arasında Galatasaray Sultanisi’nde ders verdi; bir yandan da Hariciye Nezareti’ndeki görevine devam etmekteydi. Bu yıllarda Ahmet Haşim’in öğretmeni oldu.
II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Ticaret ve Ziraat Nezareti’nde yeni bir göreve başladıysa da kısa süre sonra tekrar Hariciye Nezareti’ne döndü. Galatasaray Sultanisi’ndeki hocalık görevini ise Tevfik Fikret bu liseye müdür olunca bıraktı. Darülfünun’da Edebiyat Fakültesi Fransız ve Alman edebiyatları hocalığına başladı. Bu dönemde dil ve konu yönünden eskisinden çok farklı eserler verdi. Artık Türkçülük ve yeni lisan hareketini benimsemişti. 1908 yılında Türk Derneği’nin 1911’de Türk Yurdu Derneği’nin kurucu üyesi olarak hizmet verdi. Türkçülük akımına bağlı öykülerini arı Türkçeciliğe yöneldiği “Çağlayanlar” (1922) adlı kitapta topladı. Tek romanı olan “Gönül Hanım” (1970) Tasvir-i Efkar Gazetesi’nde tefrika edildi. Bu eserde Turancılık ülküsünü savundu.
1913-1918 arasında Peşte Başşehbenderi idi; mütareke döneminde İstanbul’a döndü. Harp malzemeleriyle ilgili bir komisyonun başkanı sıfatıyla Peşte, Viyana ve Berlin’de bulundu. 1924 yılında Halife Abdülmecid Efendi’nin baş mabeyinciliğini yaptı.
1926’da Ankara’da Hariciye Müsteşar vekaletini üstlendi, aynı yıl içinde bakanlığın müsteşarı oldu. 1927 yılında İstanbul’da karaciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Maçka Mezarlığı’na defnedildi.
Eserleri : Çağlayanlar,Gönül Hanım,Haristan ve Gülistan,Leyla yahut Bir Mecnunun İntikamı
Bir Tesadüf,Beliren Simalar,Bir Safha-i Kalb,Bir Damla Kan,Alparslan

Hüseyin Rahmi Gürpınar
Hüseyin Rahmi Gürpınar (17 Ağustos 1864, İstanbul – 8 Mart 1944, İstanbul), Türk romancı ve gazeteci.
Yaşamı
17 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul’da doğdu. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa’nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine, Girit’te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul’a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey’in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye’ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi’nde memur, Ticaret Mahkemesi’nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı.
1887’de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. II. Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren Boşboğaz ve Güllâbi adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı Millet gazetesi de uzun ömürlü olmadı. Bundan sonra çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada’daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa Mezarlığı’na defnedildi.
Edebiyat hayatı
Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehasile anlatır. Servet-i Fünuncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür. Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul’un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır. Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır. Realist, natüralist bir görüşle “toplum için sanat” yapar. Ertem Eğilmez tarafından 1976 yılında çekilen Süt Kardeşler sinema filminin konusu Hüseyin Rahmi’nin Gulyabani (1913) isimli romanından uyarlanmıştır. Bağımsız sanatçılardan biri olarak da anılır.
Edebi kişiliği ve edebiyat anlayışı
Natüralist bir yazardır.
Ahmet Mithat Efendi’nin temsil ettiği edebi geleneği sürdürmüştür.
Romanları teknik açıdan kusurludur.
Dili sadedir. Eserlerindeki kişileri, yöresel şiveleriyle yansıtır.
Sokağı edebiyata getiren sanatçıdır.
Romanlarında sık sık olayla ilgisiz bilgiler verir ve olaya kendisini katar.
Yapıtlarında İstanbul halkının günlük yaşantısından bahseder; eski İstanbul hayatını son derece canlı tasvirlerle ve kıvrak bir üslupla hikâyeleştirir.
Eserlerinde 19 ve 20. yüzyılı gerçekçi ve yalın bir dil kullanarak betimlemiştir. Bundan dolayı halk tarafından sevilen bir yazar olmuştur.Serveti-i Fünun edebiyatının bağımsız yazarlarındandır
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanları ve öyküleri yeni nesiller tarafından da kolayca anlaşılabilmesi için 1960 sonrasında içinde Mustafa Nihat Özön’ün de yer aldığı bir edebî kurulca sadeleştirilmişti. Bu sadeleştirme kimilerince yerinde bulunurken kimileri de özgün dilin dokunulmadan bırakılması gerektiğini savunmuşlardı.
Eserleri : Hikaye, oyun ve roman türündeki eserlerinin sayısı 54’tür.
Şık (1889),İffet (1896),Son Arzu (1922),Tesadüf (1900),Metres (1899),Şıpsevdi (1911),Nimetşinas (1911),Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912),Mutallaka (boşanmış kadın) (1898),Gulyabani (1913),Hakka Sığındık (1919),Efsuncu Baba (1924),Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu (1927),Muhabbet Tılsımı (1928),Namusla Açlık Meselesi (Öykü, 1933),Utanmaz Adam (1934),Eşkiya İninde (1935),İki Hödüğün Seyahati (1933),Katil Buse ( Öykü, 1933),Kadın Erkekleşince (Oyun, 1933),Gönül Ticareti (1939),Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür (1943),Dünyanın Mihveri Kadın Mı? (1949),Melek Sanmıştım Şeytanı (1943),Dirilen İskelet (1946),Deli Filozof (1964),Kaderin Cilvesi (1964),Namuslu Kokotlar (1973),Shikure Babezu (1974),Kaderin Cilvesi (1912),Gönül Ticareti (1911),Ölümüne Sevgi,Namussuz Necdet,Fiyasko,Mürebbiye (1889),Hayattan Sayfalar,Kadınlar Vaizi,Kesik Baş (1942),İstanbul’da Bir Frank,Ben Deli Miyim? (1925),İnsan Önce Maymun Muydu?,Meyhanede Hanımlar (1924),Can Pazarı,Ölüler Yaşıyor Mu? (1973),Şeytan İşi (1933),Cadı (1912),Cadı Çarpıyor,Bir Muadele-i Sevda (1899),Tünelden İlk Çıkış (Öykü, 1934)
Ahmet Rasim
Ahmet Rasim, (d. 1864, İstanbul – ö. 21 Eylül 1932, İstanbul) Türk yazar, gazeteci, tarihçi, milletvekili.
Kendine özgü bir tarzla kaleme aldığı eserleri geniş bir okur kitlesi tarafından okunan, mutlakiyet, meşrutiyet ve cumhuriyet dönemlerine tanıklık etmiş bir yazardır. 50 yılı bulan yazı hayatında farklı edebi türlerde ve çok sayıda eser verdi. Dönemin İstanbul hayatının ayrıntıları üzerinde durduğu fıkralarıyla tanındı.3.ve 4. Dönem TBMM’de İstanbul milletvekili olarak yer aldı. Tanınmış bestekar Osman Nihat Akın’ın dedesidir.
Darüşşafaka mezunudur. Muharrirlik, Yazarlık, Bestekârlık, Posta Telgraf İdaresi Memurluğu, Tercümanı Hakikat, Saadet, İkdam, Sabah, Malûmat, Servet, Tanin, Hak ve Tasvir-i Efkar gazeteleri yazarlıkları, Güneş, Gülsen, Sebat, Say ve Servet-i Fünûn, Resimli Gazete, Musavvar ve Malûmat dergileri yazarlıkları, TBMM III. ve IV. Dönem İstanbul Milletvekilliği ve III. Dönem Kütüphane Encümeni Reisliği yapmıştır. Evli ve altı çocuk babasıdır.
Yaşamı
1864’te İstanbul’da Fatih’in Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi. Babası Menteşeoğulları’ndan Kıbrıslı Bahaeddin Efendi, annesi Nevbahar Hanım’dır. Babası kendisi doğmadan evvel ailesini terk ettiği için Nevbahar Hanım onu tek başına yetiştirdi. 1875 yılında başladığı Darüşşafaka’da edebiyatla tanıştı. Bu okulda bestekâr Mehmet Zekai Dede’den müzik dersleri de aldı. Kendi çabasıyla Fransızca öğrendi. Eğitimini 1883 yılında birincilikle bitirdi.
Okulu bitirdikten sonra diğer Darüşşafaka mezunları gibi Posta ve Telgraf Nezareti’nde memur oldu. Bu kurumda kısa bir süre kâtiplik yaptı. Memuriyet hayatının ilk aylarında Sadberk Hanım ile evlendi; 1902’de eşinin ölümüne kadar süren bu evlilikten dört oğlu, iki kızı oldu.
Memuriyet hayatını benimsemeyen ve hayatını yazar olarak kazanmak isteyen Ahmet Rasim’in ilk yazısı Ahmet Mithat Efendi’nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlandı. Bu, “Yolcu” başlıklı bir tercüme yazı idi. Ardından dönemin ünlü gazetecisi Baba Tahir vasıtasıyla Ceride-i Havadis’te fenni konularla ilgili yazı ve tercümeler yayımlamaya başladı. Bir süre Mekteb-i Behrami adlı okulda ve Komonto Musevi okulunda öğretmenlik yaptı. Ahmet Mithat’tan gördüğü teşvik sayesinde 1885’ten sonra kendisini tamamen gazeteciliğe verdi.
Yayın hayatına 1891’de başlayan Servet-i Fünun dergisinde fen konularındaki yazılarının yanında, tefrik halinde romanlarını da çıkarma imkanı buldu. Leyal-i Izdırap, Meşak-ı Hayat ve Afife burada yayınlandı. Ancak Servet-i Fünun yazarlarının genel edebi çizgisini benimsemedi. O, Ahmet Cevdet Paşa ve Ahmet Mithat Efendi’nin doğu ve batı edebiyatının olumlu yanlarını sentez haline getirmeyi amaçlayan edebi anlayışını benimsemişti.
1908’de Hüseyin Rahmi ile birlikte 37 sayı süren “Boşboğaz ile Güllâbi” adlı bir mizah gazetesi çıkaran Ahmet Rasim, gazeteciliği Malumat, Sabah, Sebat, Güneş, Maarif, Resimli Gazete, Mecmuai Ebüzziya, Türk Yurdu, Yeni Mecmua, Resimli Ay, İkdam, Boşboğaz, Basiret, Tasvir-i Efkar, Vakit, Akşam, Cumhuriyet gazete ve dergilerindeki yazılarıyla sürdürdü Bunun yanında Gülşen, Sebât, Hamiyyet, Şafak, Servet, Tanîn, Envâr-ı Zekâ, Maarif, Resimli Gazete, Hazine-i Fünûn, Mektep, Pul, Fen ve Edep, İrtika, Surâ-yı Ümmet, Donanma, Resimli Kitap, Musavver, Muhit gibi dergilere gerçek adıyla, Hanımlara Mahsus Muallim Naci etkisinde yazdığı Malûmât’ta ise “Leyla Feride” adını kullanarak yazılar göndermistir.
1898’de Alman İmparatoru II. Wilhelm’in Suriye gezisi sırasında Malûmat gazetesi tarafından Suriye’ye, 1916’da da Sabah gazetesince harp muhabiri olarak Romanya cephesine gönderildi.
Bu arada okullar için yazdığı tarih, dil bilgisi, imlâ ve aritmetik gibi çeşitli konulardaki eserlerini kitap halinde bastırdı. Menâkıb-ı İslâm adlı kitabı dolayısıyla II. Abdülhamit’ten Mecîdî nişanı aldı. Şiir, hikâye ve roman alanlarında eserler verdiyse de onu günümüze ulaştıran “Şehir Mektupları”, “Eşkâl-i Zaman”, “Cidd-ü Mizah”, “Gülüp Ağladıklarım” gibi inceleme, araştırma ve gözleme dayanan yazıları oldu.
Müzik alanında da eserler veren sanatçı, besteleri de kendisine ait olan pek çok şarkı sözü yazdı. Yakın dostu müzisyen Tatyos Efendi’nin bestelediği uşşak makamındaki “Bu akşam gün batarken / Sakın geç kalma, erken gel” dizeleri ile başlayan güftesi günümüze kadar gelen eserlerindendir.
1927’de Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in referansıyla İstanbul milletvekili oldu ve TBMM’nin üçüncü ve dördüncü dönemlerinde milletvekilliği yaptı. Ancak sağlık sorunları yüzünden meclis oturumlarına bile katılmadı. 1932’de Heybeliada’daki evinde hayatını yitirdi, Heybeliada’daki Abbaspaşa Mezarlığı’na gömüldü.
İstanbul Fatih Karagümrük’te 1938-1939 öğretim yılında kurulan Karagümrük Ortaokulu’nun adı 1965-1966’da Ahmet Rasim Ortaokulu olarak değiştirilmiştir. Okul 1988-1989’dan itibaren Ahmet Rasim Lisesi adını almıştır
Başlıca eserleri
Roman ve Hikâyeleri : İlk Sevgi (1890),Bir Sefilenin Evrak-ı Metrukesi (1891),Güzel Eleni (1891),Mesakk-ı Hayat (1891),Leyâl-i Izdırap (1891),Mehalik-i Hayat (1891),Endişe-i Hayat (1891),Meyl-i Dil (1891),Tecârib-i Hayat (1891),Afife (1892),Mektep Arkadaşım (1893),Tecrübesiz Aşk (1893),Numune-i Hayal (1893),Biçare Genç (1894),Gam-ı Hicran (1896),Sevda-yı Sermedî (1895),Asker Oglu (1897),Nâkâm (1897),Ülfet (ikinci basılışı “Hamamcı Ülfet” adıyladır) (1898),Belki Ben Aldanıyorum (1909),İki Güzel Günahkâr (1922),İki Günahsız Sevda (1923),
Hatıraları
Gecelerim (Daha sonra “Ömr-i Edebî III”’te yer almıstır) (1894)
Eski Maceralardan Fuhş-i Atik, 2 c. (1922)
Muharrir, Şair, Edip (1924)
Falaka (1927)
Mensur Şiirleri
O Çehre (1893),Kitabe-i Gam, 3 c., (1897)
Fıkralar ve Makaleler
Külliyat-ı Say ü Tahrir: Makalât ve Musahabat, 2 c. (1909),Külliyat-ı Say ü Tahrir: Menakıb-ı İslâm, 2 c. (1909-10)
Şehir Mektupları, 4 c. (1912-1913),Tarih ve Muharrir (1913),Cidd ü Mizah (1920),Eşkâl-i Zaman (1918),Gülüp Ağladıklarım (1924),Muharrir Bu Ya (1926)
Tarihle İlgili Kitapları
Arapların Terakkiyat-ı Medeniyesi, 2 c. (1888),Tarih-i Muhtasar-ı Beser (1887),Eski Romalılar 3 c. (1887-1889),Terakkiyat-ı İlmiye ve Medeniye (1887),Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi, 4 c. (1910-1912),İki Hatırat, Üç Şahsiyet (1916),İstibdattan Hakimiyet-i Milliyeye, 2 c. (1924)
Seyahat Yazıları
Romanya Mektupları (1917)
Monografi
Matbuat Tarihine Medhal: İlk Büyük Muharrirlerden Şinasi (1927)
Tercümeleri
Edebiyat-ı Garbiyeden Bir Nebze (1886),Cümel-i Hikemiye-i Ecnebiye (1886),Cizvit Tarihi (1887),Ezhâr-ı Tarihiye (1887),Ürani (1891),İki Damla Gözyaşı (1894),Mathilde Laroche (1894),La Dame aux Camelias (1895),Karpat Dağlarında (1896),Mızıkacı Yanko ve Kamyonka (1899),Neşide-i Ruh (1899),Ohlan Karısı (1900),Kaptan Jipson (1902),Madam Hardiber (1903),Asya Kumsallarında (1904)
Okul Kitapları
Yeni Usul Sarf-ı Farisî (1888),Küçük Tarih-i İslâm (1889),Küçük Tarih-i Osmanî, 2 c. (1889),Yeni Usul Muallim-i Sarf, 3 c. (1889),Osmanlı Tarihi (1890),Hesab-ı Tedricî (1890),İmlâ-yı Osmanî (1890),Müptedi (Sadece adı biliniyor),Hesap Kitabı, 2 c. (1893),Sarf-ı İptidaî (1894),Küçük Hıfzıssıhha (1894),Amelî ve Nazarî Talim-i Lisan-ı Osmanî (1895),Elifba (1903),Elifbadan Sonra (1903),Yeni Usul Muhtasar Sarf-ı Türkî (1907),Resimli Küçük Tarih-i Osmanî (1913),Yeni Sarf Dersleri II (1924),Doğru Usul-ı Kıraat III (1927)
Diğer Eserleri
Bedayi-i Keşfiyat ve İhtiraat-ı Beşeriyeden Fonograf (1885),Elektrikiyet-i Sakine (1885),Cümel-i Hikemiye-i Osmaniye (1886),Elektrik (1887),Teşekkül-i Cihan Hakkında Fikr-i İcmalî (1887),Garaib-i Âdat-ı Akvam (1887),Hazine-i Mekâtip yahut Mükemmel Münşeat (1889),Ömr-i Edebî, 4 c. (1897-1900),Hanım (1910)

MEHMET ERDAL TORUN
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Categories